Sık Kullanılanlara Ekle Dergi Aboneliği Site Üyeliği Bize Ulaşın
 
Ana Sayfa Makaleler Eski Sayılar
Site Hakkında
 
 
İlmi Araştırma Son Sayı

İlmi Araştırma Sayı 75

İlmi Araştırma Dergisi'nin Eylül 2010 sayısını buradan download edebilirsiniz.

PDF Download


Kategoriler
Ahir Zaman & Mehdi
Batıl Felsefeler
Bitki Dünyası
Cahiliye Toplumu
Darwinizm İdeolojisi
Dinlerin Kardeşliği
Doğadaki Yaratılış
Dünyamız
Evrendeki Mucizeler
Evrim Teorisinin Çöküşü
Gerçek Milliyetçilik
Harun Yahya Hakkında
Hayvanlar Alemi
Hazreti İsa Gelecek
İslamın Yükselişi
İslam Terörü Lanetler
Kuran Ahlakı
Kuran Bilgisi
Kuran Mucizeleri
Maddenin Ardındaki Sır
Masonluğun Sırları
Mikrodünya Mucizesi
Milli Strateji
Peygamberler Tarihi
Tarih
Tefekkür Konuları
Türk-İslam Birliği
Vücudumuzdaki Mucizeler
Yahudilik

Tavsiye Edilen Kitaplar
Deccal'in Ayini: Terör
Hücre Zarındaki Mucize
İmanı Çabuk Anlamak 2
Çözüm Kuran Ahlakı
Bir Tartışmanın Ardından
Atom Mucizesi

Tavsiye Edilen Belgeseller
Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri 24. Gün
Göklerdeki Düzen
Evrendeki Ahenk
Canlılarda Sevgi ve Dayanışma
Risale-i Nur Külliyatında Hazreti İsa ve Hazreti Mehdi Gerceği 1
Kuran Meali 2

Tavsiye Edilen Linkler
hepimizkardesiz.org
gercekler.net
duaetmek.com
guzelsozunonemi.com
maddeninardindakisir.co..
kuranrehberdir.com

ilmimercek.net

evrimaldatmacasi.com
 

Kapak Konusu:
İslam Dünyasında Zulüm Gören Milyonlarca Mazlumdan, İslam Aleminin Birliği İçin Gayret Etmeyen Her Müslüman Sorumludur

Sayın Adnan Oktar yerel kanallarda her gece canlı olarak yayınlanan röportajlarında Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı acıları sık sık gündeme getirmektedir. Ancak Sayın Adnan Oktar’ın İslam dünyasına yaptığı bu çağrılar yeni değildir. Sayın Adnan Oktar Temmuz 2001 tarihinde basılan “İslam’ın Kışı ve Beklenen Baharı” kitabında da, internet sitelerinde ve çeşitli gazetelerde yıllardır yayınlanan makalelerinde de İslam coğrafyasında yaşanan acılara, şehit olan kardeşlerimize dikkat çekmiştir. Tüm Müslüman alemini bu mübarek birliğin kurulması için gayret etmeye, bu yolda yapılan çalışmaları desteklemeye davet eden Sayın Adnan Oktar, zulme rıza göstermenin de zulüm olduğu gerçeğini defaatle vurgulamıştır. Unutulmamalıdır ki büyük İslam coğrafyasında akan her damla kandan, yıkılan her evden, şehit olan her masumdan, yaralanıp sakat kalan her mazlumdan, açlık ve yokluk içinde yaşayan her insandan, Türk İslam Birliği için gayret etmeyen her Müslüman sorumludur.

İnsanların çok büyük bir bölümünün Pakistan’da, Keşmir’de, Patani’de, Burma’da, Doğu Türkistan’da yaşananlar hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Hatta birçoğu bu bölgelerin adını dahi bilmemektedirler. Bu bölgelerde yaşayan Müslümanların karşı karşıya bulundukları zorlukların, baskıların, her gün bir yenisi gerçekleşen şiddet eylemlerinin, açlığın ve sefaletin farkında dahi değillerdir. Bir kesim ise yapılan zulüm ve haksızlıkların farkındadır. Ancak bu kişilere yardım edebileceğini, zulmün engellenmesi için çaba sarf edebileceğini aklına dahi getirmez. Üstelik hiçbir şey yapamayacağı konusunda kendisini o kadar inandırmıştır ki, ne okuduğu haberler ne de gördüğü görüntüler vicdanında en ufak bir etki oluşturmaz. Oysa iman eden bir insan, her duyduğundan ve her gördüğünden sorumludur. Allah Kuran’da Müslümanlara şöyle buyurmaktadır:

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katın-dan bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)

Bu yazı hazırlanırken amaçlanan da, dünyanın dört bir yanındaki mazlum Müslümanların durumlarını tüm açıklığıyla ortaya koymak ve vicdanlı insanları bu gerçeği düşünüp çözüm yolları aramaya davet etmektir. İçinde bulunduğumuz devir, gaflete kapılmaya, sessiz kalmaya, umursuz davranmaya, dünya hayatının kısa yararının peşine düşmeye, nefsani tartışma ve çekişmelerle vakit öldürmeye uygun bir devir değildir. Milyonlarca Müslüman bu kadar büyük bir zulüm altındayken İslam ahlakının yaygınlaşması için bir çaba içerisinde olmamak, çok büyük bir vicdansızlık olur. Ve kuşkusuz insanı ahirette büyük bir vebal altında bırakır.

PAKİSTAN

2009 yılının Mayıs ayında Pakistan’ın Swat bölgesinde yaşanan çatışmalardan dolayı 2.5 milyondan fazla Müslüman evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. BM yetkilileri tarafından son on yıl içinde görülen en büyük mülteci krizi olarak değerlendirilen Pakistan‘daki bu durumu bire bir yaşayan Müslüman kardeşlerimizden 2 milyon kadarı mülteci kamplarına sığınmıştı. Geçtiğimiz aylarda bir kısmı çatışmaların son bulması üzerine evlerine geri dönmeye başladılar. Ancak 1,5 milyondan fazla Müslüman halen mülteci kamplarında ayakta kalmak için mücadele veriyor. Yiyeceğin çok zor bulunduğu, içme ve temizlenme için yeterli suyun bulunmadığı, salgın hastalıkların pek çok insanın hayatını kaybetmesine sebep olduğu bu zorlu ortamda yüz binlerce insan kışın şiddetli soğuğunda, yazın kızgın sıcağında çadırlarda yaşamaya devam ediyor. Evlerini terk etmek zorunda kalan Müslüman kardeşlerimizin durumu o kadar zor ki, tarif ettiğimiz mülteci kamplarına ulaşanlar kendilerini kurtulmuş sayıyorlar. Çünkü yurtlarından çıkanların bir kısmı kayıp, bir kısmı ise neredeyse açlık sınırında yaşayan çok fakir bölgelere yerleşmek mecburiyetinde kalmış ve bu insanlara herhangi bir yardım ulaştırılamıyor.

Devamı için tıklayınız.

İlmi Araştırma Sayı 75: Kısa Kısa

Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Ali Bardakoğlu’ndan Önemli Mesajlar: ‘Ekmek su kadar kardeşliğe ihtiyaç var’

Berat Kandili vesilesi ile Bolu’nun Göynük İlçesinde düzenlenen Mevlit programına katılan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, tüm İslam aleminin Berat kandilini tebrik ettiğini ifade ederek, “Berat Kandili’nin hem gönül dünyamızda, hem ailemizde, hem milletimizde, hem de İslam aleminde, huzura vesile olmasını, barışa, esenliğe, kardeşliğe vesile olmasını niyaz ediyorum” diye konuştu.

“Biz bu günlere bu zenginlik içinde geldik’’ diyen Bardakoğlu, “Birbirimizi tanımaya, birbirimizi sevmeye, etnik kökenimiz ne olursa olsun, inancımız dindarlık derecemiz ne olursa olsun, kültürümüz, bölgemiz, giyimimiz, kuşamımız ne olursa olsun, birbirimizi insan olarak tanımak, birbirimizi insan olarak sevmek, birbirimizi bağrımıza basmak zorundayız. Biz bugünlere bu zenginlik içerisinde geldik. Bizim aramızdaki bu insanlık sevgisi ve gönül dünyamızdaki bu barış ve esenlik duygusu bir sermayemizdir ve bugünlerde bu mübarek kandil ikliminde kardeşliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi ve yüreğimizdeki insan sevgisini, tekrar hatırlamayı ve onun verdiği istikamet ile birbirimize kenetlenmeyi, tavsiye ediyorum, dua ediyorum’’ ifadelerini kullandı. haber7.com

Devamı için tıklayınız.

Gözleri Güzel Kullanmak; Güzel ve Anlamlı Bakmak Mümin İçin Bir Zevktir

Müminler için bakışlar neden çok önemlidir?
Gözlerde oluşan anlam, insan ruhundaki samimiyeti nasıl yansıtır?
İman etmeyen insanlar “güzel bakış”ı neden fark edemezler?

Allah’ın insanlara verdiği en önemli nimetlerden biri gözleridir. Akıl sağlığı yerinde olan her insan, bakışlarını güzel kullanma ve bakışları ile duygularını ifade etme yeteneğine sahiptir.

Ancak iman etmeyen insanlar arasında ‘güzel bakış’ o kadar da önemli bir konu değildir. Bu insanların değer yargıları daha çok dünyevi bazı menfaat dengelerine dayalıdır. Dolayısıyla da karşılarındaki kişide aradıkları özellikler arasında “güzel bakış” çok sonlarda yer alan, hatta birçok kişi için de hiç dikkati çekmeyen bir özelliktir.

Müminler için Bakışların Önemi

Zenginlik, lüks yaşam şartları, toplumda etkili olabilecek bir kariyer, iyi ve kaliteli bir çevre, iyi iş imkanları, fiziksel güzellik gibi değerler, iman etmeyen insanlarda adeta bir hipnoz etkisi oluşturarak hayranlık uyandıran ana unsurlardır.

Müminler için ise bakışların önemi çok büyüktür. Çünkü bir insandaki en sevilecek özellikler onun ruhunu oluşturan değerlerdir. Ve gözler, bir insanın ruhunu dışa yansıtan en hayati yeridir. Ruhunda yaşadığı tüm güzellikler ve kötülükler, ister istemez insanın bakışlarına çok açık bir şekilde yansır. Samimiyetsiz bir insan, sözleriyle samimiyetsizliğini her ne kadar saklasa da, gözlerinde gerçek samimiyeti hiçbir şekilde elde edemez. Samimi bir insan da, hiçbir şey yapmasa dahi, gözleriyle dürüst, vicdanlı ve samimi bir insan olduğunu ortaya koymuş olur. Dolayısıyla gözlerde oluşan anlam insanları tanımada çok önemli bir araçtır.

Devamı için tıklayınız.

Gününe ya da Saatine Göre Farklı ve Sürpriz Bir Kişilik Gösteren Bir Kişiyle Dost Olmak İster misiniz?

Bazı insanların hayatlarına yön veren, kişiliklerinde süreklilik göstermelerini sağlayan ve mutlak olarak doğru olduğuna inandıkları bir yol göstericileri yoktur. Bundan dolayı da kişilikleri çoğu zaman değişkenlik gösterebilmektedir. Örneğin beş dakika öncesine kadar oldukça sakinken kişinin kapıları çarpması, taşkınlık dolu hareketler yaparak çevresindeki insanlara çıkışması, bağırıp çağırarak azarlaması ya da biraz önce mutlu olduğunu ifade ederken birden ağlamaya başlaması ve her şeye alınması bu kişilerin en belirgin özelliklerindendir.

Çocukluk yıllarından itibaren karşılaştıkları olaylar, insanların kişiliklerinin gelişmesine pek çok yönden etki eder. Bazen zorluk ve sıkıntılar, bazen hastalıklar, ölümler, bazen de nimetlerin artışı ve elde edilen başarılar insanların kişiliklerini olgunlaştırır. Bu tarzda zamanla ve yaşanan olaylarla sürekli daha olumluya giden bir kişilik değişimi, insanlar için güzel bir nimettir.

Ancak bir de, insanların kişiliklerinin sağlam olmamasından kaynaklanan, ‘kişilik oynamaları’ vardır. Fakat bu oynamalardan kaynaklanan değişikliklerde sürekli daha iyiye giden bir gelişme söz konusu değildir. Dikkat çeken temel özellik, sadece ‘kişiliğin sürekli değişken olması’dır.

Sürpriz Kişilikler Göstermek, Kişiyi Tanınmaz Hale Getirir

İnsan hayatında yaşanabilecek küçük büyük, sıradan ya da önemli her türlü olay, değişken bir ruh haline sahip insanların kişiliklerinin sürekli değişmesine etki edebilir. Bir gün havanın yağmurlu, karanlık, kasvetli, karlı, yağmurlu ya da güneşli olması; bir gün yeteri kadar uyuyamamış ya da istedikleri yemeği yiyememiş olmaları, bir başka gün televizyonda izledikleri duygusal bir film, o kişinin o günkü karakterinin değişmesine yol açabilir. Aynı şekilde o gün işyerlerinde yaşadıkları bir olay ya da kendilerince aksilik olarak nitelendirdikleri bir durum bambaşka bir karaktere bürünmelerine neden olur. Bir sebeple aniden neşelenebilir, bir başka sebeple aniden hüzünlenebilir; günler ya da haftalar boyunca bu duyguların etkisi altında kalabilirler.

Devamı için tıklayınız.

Olayların Olumsuzdan Yola Çıkarak Halletmeye Çalışmak, Çoğu Zaman Yıkıcı Etki Oluşturur

“... Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.” (Hud Suresi, 114)

Şeytanın din ahlakının yaşanmasını engellemek için kullandığı yöntemlerden biri de insanları olumsuz konuşmaya teşvik etmesidir. Şeytanın bu telkini altına giren bir insan, bazı durumlarda olumsuz konuşmanın son derece gerekli ve faydalı olduğuna inanır. Hatta pek çok konuyu halledebilmek için bir olayın olumsuz yönlerinin de irdelenmesinin zaruri olduğunu düşünür. Ancak bu Kuran ahlakına uygun olmayan son derece yanlış bir davranış şeklidir.

İnsan nefsinde, iyi ve kötü olan herşey bir aradadır. Bu da, Allah’ın insanlar için yarattığı imtihanın bir başka özelliğidir. İnsan, hayatının son saniyesine kadar nefsindeki kötülüklere karşı mücadele etmek durumundadır. Nefsini kendi haline bıraktığı takdirde, bu iyilikler hiçbir zaman için kendi kendine kötülükleri yenerek baskın çıkamaz. İnsan bunun için sürekli olarak çaba harcamalıdır. Aklını, iradesini, vicdanını sürekli olarak daha iyi olabilmek için kullanmalıdır.

İnsanın bu mücadelesinde irade kullanarak elde etmesi gereken özelliklerden biri de ‘olumlu düşünmek’tir. İyi ve kötünün bir arada olduğu nefsin, ‘insanları olumsuz düşünmeye teşvik etme’ özelliği de vardır. Ve elbette ki bunu, çeşitli kılıflarla örterek, doğru ve mantıklı göstererek, hatta akılcılığın bir gereği olduğunu düşündürterek yapmaya çalışır. Olumlu düşünmenin bir anlamda ‘kendini kandırmak’ olacağını, ‘olumsuzlukları düşünmenin ise, insanı her zaman için daha iyi ve tedbirli hale getireceğini’, ‘daha akılcı adımlar atmasını sağlayacağını’, ‘böyle bir insanın tehlikeleri, riskleri çok daha iyi göreceğini’ telkin eder. İnsanları, olumsuz düşünmenin ‘gerçekçilik’, olumlu düşünmenin ise ‘insanın kendini kandırması’ olduğuna inandırtmaya gayret eder.

Devamı için tıklayınız.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Allah Birdir. Hristiyanlar Üçleme İnancı ile Karmaşık Bir Din Anlayışına Girmekten Kaçınmalıdırlar
İlmi Araştırma Sayı 75: Ne Demişti Ne Oldu
Karakterim Böyle Ne Yapsam Kötü Huylarımı Değiştiremiyorum Mantığı Kuran Ahlakına Uygun Değildir
Her gün Deccaliyetin Faaliyetleri Anlatılırken, Mehdiyetin Anlatılmaması Olmaz
DİN AHLAKINDAN Uzak Yaşayan İnsanlar TATİL Ortamından NEDEN YIPRANMIŞ OLARAK Dönerler?
Imam Rabbani’den Günümüze Hikmetli Mesajlar: MÜMİNLER BİRBİRLERİNİN VELİLERİDİR
Bir Ayet Bir Açıklama: Ankebut Suresi, 59
   
 

 

 
İlmi Araştırma Geçen Sayı

İlmi Araştırma Dergisi'nin Ağustos 2010 sayısını buradan download edebilirsiniz.

PDF Download


netcevap.org
 

Geçen Sayının Kapak Konusu:
Sayın Adnan Oktar Hz. Musa (a.s.)’ın Ahir Zamanda Bulunacak Ahit Sandığını Anlatıyor

İçinde bulunduğumuz ahir zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri doğrultusunda; fitnelerin çoğalması, İran-Irak Savaşı, Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması, Fırat Nehri’nin suyunun kesilmesi, Ramazan ayında iki kez Güneş ve Ay tutulmalarının olması gibi Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametleri peş peşe gerçekleşmiştir. 2009 yılında Lulin kuyruklu yıldızının çıkması ve geçtiğimiz aylarda Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisinin Ağrı Dağı’nda bulunmasının ardından ise tüm iman sahipleri Sayın Adnan Oktar’ın röportajlarında müjdelediği “Hz. Musa (a.s.)’ın Ahit Sandığı’nın bulunmasını” da büyük bir şevkle beklemektedirler.

Ahit sandığı, Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği ve içinde Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.)’dan eşyalar bulunan değerli bir sandıktır. Kuran’da bu sandığın Allah’ın müminlere güven duygusu ve huzur veren bir nişanesi olduğu bildirilmektedir. (Bakara Suresi, 248) Bu nedenle yıllardan beri hem Museviler, hem Hıristiyanlar, hem de Müslümanlar Ahit Sandığı’nın bulunması için çaba sarf etmişlerdir. Ancak MÖ. 587 yılından bu yana bu kutsal sandığın yeri bilinmemektedir. Peygamberimiz Hz. Mu-hammed (s.a.v.)’in hadislerinden anlaşıldığı üzere sandık ahir zamanda bulunacaktır. Ancak sandığın çok önemli bir özelliği daha vardır:

Bu kutsal sandığı bulma şerefi, ahir zamanın kutlu şahıslarından Hz. Mehdi (a.s.)’a nasip olacaktır. Bu nedenle sandığın bulunması Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının en önemli alametlerinden biri olacaktır. Aynı zamanda bu işaret, onun hükümranlığının da bir sembolü sayılacaktır. (Doğrusunu Allah bilir.)

Devamı için tıklayınız.

Karşı Tarafı Sözle Yenmiş Olmak, Her Zaman Bir Kazanç Değildir; Bazen de Güzel Olan Yenilmektir...

İnsan biriyle bir fikir çatışması ya da tartışma içerisine girdiğinde, elde edebileceği en iyi sonucun, ‘karşı tarafa kendi fikrini kabul ettirmesi’ olduğunu düşünür. Halbuki her zaman için asıl başarı, ‘karşı tarafı yenmek’ değildir. Bazen de insanın yenilmesi, asıl olarak onun üstünlüğünü gösteren bir alamet olur.

İnsanın nefsinde, ‘her zaman üstün gelme arzusu’ vardır. Bu nedenle Kuran ahlakına göre yaşamayan bir insan; hep kendi fikri kabul edilsin, kendi istediği şeyler yapılsın ve kendi mantığı doğrultusunda hareket edilsin ister. Bir konuşmada mutlaka en son sözü söyleyen kişi kendisi olmaya çalışır. Ve böyle olduğunda da, kendince mutlu olur. Bunu, büyük bir başarı olarak görür.

Halbuki insan çok sınırlı bir akla sahiptir. Ve insana verilen ömür de çok kısadır. İnsanın bu çok sınırlı zaman içerisinde edinebileceği bilgi, beceri ve tecrübe de aynı şekilde çok kısıtlıdır. Bu nedenle bir konuda olabilecek en sağlıklı sonuçlar, genellikle birden fazla kişinin akıllarını, bilgilerini, tecrübelerini, düşüncelerini ortaya koymalarıyla ortaya çıkar. Tüm bu birikimden çıkan ortak sonuç, insanı çok daha sağlıklı sonuçlara ulaştırır.

Kuran’da istişare ederek, yani karşılıklı fikir alış verişi yapılarak karar vermenin, mümin ahlakının bir gereği olduğu şöyle haber verilmiştir:

Devamı için tıklayınız.

 

İlmi Araştırma Dergisi © 2005
Bu sitede yayınlanan tüm çalışmaları, siteyi referans göstermek koşulu ile,
telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir, çoğaltabilir ve dağıtabilirsiniz.