İlmi Araştırma Sayı 94 - Nisan 2012
Güncel: İlmi Araştırma Sayı 94
Karıncalar Düşmanlarını Hatırlıyor
Bilim adamları karıncaların düşmanlarını unutmadığını, hatta bu bilgiyi koloninin diğer üyelerine aktararak "ortak belleklerine" kazıdığını düşünüyorlar.
Buna göre eğer bir karınca, başka koloniden bir karıncayla kavga ederse, onun kokusunu saklıyor ve arkadaşlarına iletiyor.
Böylece onlar da "düşman koloninin" tüm üyelerini tanıyabiliyorlar.
Naturwissenschaften dergisinde yayınlanan makaleye göre kimyasallar, pek çok karınca türünün ortak hareket etmesinde kilit rol oynuyor.
Bir koloninin her üyesi, vücudunda aynı "kimyasal imzayı" taşıyor.
Dolayısıyla da karıncalar hem kendi kolonilerinin, hem de başka kolonilerin üyelerini tanıyabiliyorlar.
Avustralya'daki Melbourne Üniversitesi'nde yapılan bu çalışma, "Karıncaların koku hafızası var mı?" sorusundan yola çıkılarak yapılmış.
Araştırmacılar ağaçlarda yaşayan tropik dokumacı karınca (Oecophylla smaragdina) türünü incelemişler.
Bu türün her bir kolonisinde 500 bin karınca bulunabiliyor.
Avustralyalı bilim adamları, karıncaların "düşman koloninin" üyelerini ilk çatışmadan en az altı gün sonrasına kadar tanıdığını ve hemen saldırıya geçtiğini söylüyor.
Holigan Davranış
Araştırma ekibinin başkanı Profesör Mark Elgar, BBC'ye verdiği bilgide bütün koloninin tek bir karıncanın deneyimine dayanarak harekete geçebildiğini belirtti.
Profesör Elgar "Bunu insanlara uygularsak, diyelim ki sizin belli bir futbol takımının atkısını taşıyan biriyle tatsız bir karşılaşmanız oldu." diye anlatıyor bulgularını.
"Arkadaşlarınıza, o renklerde atkı takan insanlara dikkat etmelerini söylediniz."
"Arkadaşlarınız da o sırada yanınızda olmayan bir başka arkadaşa aktardı bunu. İşte o arkadaş bu bilgiyi ortak bellekten almış oluyor."
"Arkadaş yerine karıncaları, atkı yerine de kokuyu koyarsanız, bizim deneyin sonucunu anlarsınız.
www.bbc.co.uk
www.biyomimetik.net
Güneş'teki Dev Hortumların 'Dansı' Görüntülendi
Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)'ya ait uzay aracı, Güneş'in yüzeyindeki hortum benzeri devasa oluşumların eşsiz görüntülerini elde etti. Bu hortumlardan bazılarının Dünya ile aynı büyüklükte olduğu belirtiliyor.
NASA'nın Güneş Dinamikleri Gözlemevi (SDO) uzay aracı, 7 ve 8 Şubat'taki 30 saatlik izleme periyodu boyunca, yüzeyden fışkıran hortum benzeri süper-sıcak plazma patlamalarının 'dans edişine' şahit oldu. SDO görevindeki bilim insanları, Dünya üzerinde rüzgârın etkisiyle oluşan hortumların aksine, Güneş'teki plazma hortumlarının yıldızdaki güçlü manyetik alan tarafından şekillendirildiğini kaydediyor.
NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nden Terry Kucera, "Bu hortumlardan bazıları neredeyse bizim gezegenimizle aynı boyutlarda. Saatte 483 bin kilometre hızla hareket ediyorlar. Bir karşılaştırma yapacak olursak, Dünya'daki en büyük ve yıkıcı F5 derecesindeki kasırgalar, saatte 482 kilometre hıza ulaşabiliyor" dedi.
2010 Şubat'ında uzaya fırlatılan SDO uzay aracının 5 yıl boyunca NASA'nın Güneş araştırmalarında kullanılması planlanıyor.
www.zaman.com.tr
Dev Bir Penguen Fosili Bulundu
Yeni Zelanda'nın güneyinde boyu 1 metre 30 santimetreye ve ağırlığı 60 kiloya ulaşan dev bir penguen fosili bulundu.
Yeni Zelandalı ve Amerikalı paleontologlar tarafından parçaları birleştirilen ve 27 ila 24 milyon yıl önce yaşayan dev penguen, İmparator penguenden iki kat daha büyük ve uzun.
Maori dilinde "avıyla dönen dalgıç" anlamına gelen "kairuku" adı verilen bu perde ayaklının ilk fosil parçaları, 1977'de Yeni Zelanda'nın güneyindeki Waimate adasında paleontolog Ewen Fordyce tarafından bulunmuştu.
www.cumhuriyet.com.tr
Devam >>
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi
Karıncalar Düşmanlarını Hatırlıyor
Bilim adamları karıncaların düşmanlarını unutmadığını, hatta bu bilgiyi koloninin diğer üyelerine aktararak "ortak belleklerine" kazıdığını düşünüyorlar.
Buna göre eğer bir karınca, başka koloniden bir karıncayla kavga ederse, onun kokusunu saklıyor ve arkadaşlarına iletiyor.
Böylece onlar da "düşman koloninin" tüm üyelerini tanıyabiliyorlar.
Naturwissenschaften dergisinde yayınlanan makaleye göre kimyasallar, pek çok karınca türünün ortak hareket etmesinde kilit rol oynuyor.
Bir koloninin her üyesi, vücudunda aynı "kimyasal imzayı" taşıyor.
Dolayısıyla da karıncalar hem kendi kolonilerinin, hem de başka kolonilerin üyelerini tanıyabiliyorlar.
Avustralya'daki Melbourne Üniversitesi'nde yapılan bu çalışma, "Karıncaların koku hafızası var mı?" sorusundan yola çıkılarak yapılmış.
Araştırmacılar ağaçlarda yaşayan tropik dokumacı karınca (Oecophylla smaragdina) türünü incelemişler.
Bu türün her bir kolonisinde 500 bin karınca bulunabiliyor.
Avustralyalı bilim adamları, karıncaların "düşman koloninin" üyelerini ilk çatışmadan en az altı gün sonrasına kadar tanıdığını ve hemen saldırıya geçtiğini söylüyor.
Holigan Davranış
Araştırma ekibinin başkanı Profesör Mark Elgar, BBC'ye verdiği bilgide bütün koloninin tek bir karıncanın deneyimine dayanarak harekete geçebildiğini belirtti.
Profesör Elgar "Bunu insanlara uygularsak, diyelim ki sizin belli bir futbol takımının atkısını taşıyan biriyle tatsız bir karşılaşmanız oldu." diye anlatıyor bulgularını.
"Arkadaşlarınıza, o renklerde atkı takan insanlara dikkat etmelerini söylediniz."
"Arkadaşlarınız da o sırada yanınızda olmayan bir başka arkadaşa aktardı bunu. İşte o arkadaş bu bilgiyi ortak bellekten almış oluyor."
"Arkadaş yerine karıncaları, atkı yerine de kokuyu koyarsanız, bizim deneyin sonucunu anlarsınız.
www.bbc.co.uk
www.biyomimetik.net
Güneş'teki Dev Hortumların 'Dansı' Görüntülendi
Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)'ya ait uzay aracı, Güneş'in yüzeyindeki hortum benzeri devasa oluşumların eşsiz görüntülerini elde etti. Bu hortumlardan bazılarının Dünya ile aynı büyüklükte olduğu belirtiliyor.
NASA'nın Güneş Dinamikleri Gözlemevi (SDO) uzay aracı, 7 ve 8 Şubat'taki 30 saatlik izleme periyodu boyunca, yüzeyden fışkıran hortum benzeri süper-sıcak plazma patlamalarının 'dans edişine' şahit oldu. SDO görevindeki bilim insanları, Dünya üzerinde rüzgârın etkisiyle oluşan hortumların aksine, Güneş'teki plazma hortumlarının yıldızdaki güçlü manyetik alan tarafından şekillendirildiğini kaydediyor.
NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nden Terry Kucera, "Bu hortumlardan bazıları neredeyse bizim gezegenimizle aynı boyutlarda. Saatte 483 bin kilometre hızla hareket ediyorlar. Bir karşılaştırma yapacak olursak, Dünya'daki en büyük ve yıkıcı F5 derecesindeki kasırgalar, saatte 482 kilometre hıza ulaşabiliyor" dedi.
2010 Şubat'ında uzaya fırlatılan SDO uzay aracının 5 yıl boyunca NASA'nın Güneş araştırmalarında kullanılması planlanıyor.
www.zaman.com.tr
Dev Bir Penguen Fosili Bulundu
Yeni Zelanda'nın güneyinde boyu 1 metre 30 santimetreye ve ağırlığı 60 kiloya ulaşan dev bir penguen fosili bulundu.
Yeni Zelandalı ve Amerikalı paleontologlar tarafından parçaları birleştirilen ve 27 ila 24 milyon yıl önce yaşayan dev penguen, İmparator penguenden iki kat daha büyük ve uzun.
Maori dilinde "avıyla dönen dalgıç" anlamına gelen "kairuku" adı verilen bu perde ayaklının ilk fosil parçaları, 1977'de Yeni Zelanda'nın güneyindeki Waimate adasında paleontolog Ewen Fordyce tarafından bulunmuştu.
www.cumhuriyet.com.tr
Devam >>
Ahir Zaman, Hz. Mehdi ve Hz. İsa
-
İman zafiyetinin giderilmesi için yapılması gerekenler nelerdir?
-
İman zafiyetinin günümüz toplumları üzerinde oluşturduğu yıkıcı etki nedir?
-
Sayın Adnan Oktar’ın iman zafiyeti ile ilgili görüşleri ve bu konudaki çözüm önerileri nelerdir?
Yüce Allah Kuran’da dikkat çektiği ana konulardan ikisi iman zafiyeti ve Müslümanların birliğidir. Kuran’da insanların çoğundaki manevi hastalığın iman etmemek veya zayıf iman olduğu şöyle bildirilir:
“Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik.” Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.” (Şuara Suresi, 102-103)
İnsanlardaki iman zafiyetine karşılık Rabbimiz Kuran‘da imanın önemini şöyle haber verir:
“Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır.” (Al-i İmran Suresi, 114)
Allah’ın Kuran’da dikkat çektiği ikinci konu ise İttihad-ı İslam’dır. Ayette İttihad-ı İslam’ın önemine de şöyle dikkat çekilir:
“Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara vaadetmiştir: “Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir...” (Nur Suresi, 55)
Ancak bazı insanlar Kuran’da işaret edilen bu iki önemli konuyu anlamazlıktan gelir ve asıl konunun fıkıh bilgisi olduğunu iddia ederler. Fıkıh bilgisinde, namazın kılınması, abdestin alınması gibi Allah’ın emrettiği ibadetler detaylı olarak anlatılır. Tüm bunların elbetteki bilinmesi ve uygulanması gerekir ancak bu bilgi insanların imanının güçlenmesi için yeterli değildir. İnsanların ihtiyacı olan maneviyatlarının takviye edilmesidir.
İbadetlerin coşkuyla ve Allah rızası için yapılabilmesi, iman neşesinin yaşanması ve keskin bir imana sahip olunması ancak güçlü bir imanla mümkündür. Böyle güçlü imana sahip olan bir kişi coşkuyla namazını kılar, ibadetlerini sevinçle yerine getirir. İttihad-ı İslam’ın gerçekleşmesi ve iman hakikatlerinin anlatılması hayatının en büyük amaçlarından olur.
www.Mehdiyet.net
ADNAN OKTAR: Kuran’a baktığımızda iki ana konu üzerinde durulduğunu görüyoruz. Bir; iman zafiyeti, insanlardaki iman zafiyeti, imanın önemi; iki, İttihad-ı İslam. Kuran’ın her sayfasında bu işlenir. Bazıları anlamazlıktan geliyorlar. Habire “fıkıh anlat” diyorlar. Haydi, fıkhı anlattım. Beş vakit namazı bütün detaylarıyla anlatayım, abdesti. Namaz mı kılacaksınız ben anlatınca? Birçok cami hocası, eğer mecburen camide namaz kılması durumu olmasa -çünkü maaşını keserler- namazını bile kılmaz. Cami olmasa, camide görevli olmasa çoğu namazını kazaya bırakıyor. Takva dediğimiz kişilerin birçoğu kılmıyor. Ben gözümle gördüm, biliyorum. Bu gibi kişiler, farz edelim tatile gitmiş olsalar bir yere -bazı insanlar için söylüyorum- sabah namazı diye bir konu kalmıyor, namaz vaktinde yatıyor. Öğlen kılıyor, “kazasını yaptım” diyor. Çok rahatlar. Benim bu sözümü dinleyenler yerden göğe haklı olduğumu içlerinden başlarını sallayarak kabul ediyorlardır. Muttaki, meşhur alim zannettiğimiz birçok insan bile namazlarını zoraki kılıyor. Zannettiğiniz gibi değil. Çok az kılıyorlar namazlarını. Ama iman coşkusunu alan bir insan, Hakkul Yakîn (herşeyi tam, kalben bilen), İlmül Yakîn (ilimle bilen) bir imana sahip olan bir insan coşkuyla sevinçle namazını kılar ve hayatının amacı İttihad-ı İslam ve iman hakikatlerinin anlatılması olur, Allah rızası için. Ana konuları bu olur. İmanın güçlenmesi için de Kuran’ın mucizelerinin anlatılması, birinci; Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerinin anlatılması da ikinci şarttır. (4 Şubat 2012 A9 TV röportajından)
www.ahirzaman.net
Ahir Zamanda İmansızlığın Hakim Olacağı Hadislerde Bildirilmiştir
Peygamberimiz (s.a.v.) ahir zamanı haber veren hadislerinde bu devrin en önemli tehlikelerinden birinin insanların çoğunun iman etmemeleri ve iman zafiyetine düşmeleri olduğunu bildirmiştir:
“İNSANLARIN ÜZERİNE ÖYLE BİR ZAMAN GELECEK Kİ DİNİNİN GEREKLERİNİ YERİNE GETİRME KONUSUNDA SABIRLI DAVRANIP MÜSLÜMANCA YAŞAYAN KİMSE AVUCUNDA ATEŞ TUTAN KİMSE GİBİ OLACAKTIR.” (Tirmizî, Fiten,73; Ebu Davud, Melahim, 17)
Hadislerde ahir zamanda deccaliyetin doğrudan imana saldıracağı ve dolayısıyla bir kısım Müslümanlarda en büyük zaaf ve eksikliğin iman yönünden olacağı açıkça belirtilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) ahir zamanda imanın kalplerden kalkacağını ve bu hastalığın ahir zamanın en büyük felaketi olacağını şöyle haber vermiştir:
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O VAKİT) KİŞİ MÜMİN OLARAK SABAHA ERER DE KAFİR OLARAK AKŞAMA KAVUŞUR. MÜMİN OLARAK AKŞAMA ERER, KAFİR OLARAK SABAHA KAVUŞUR. BİRÇOK KİMSELER AZICIK BİR DÜNYALIK MUKABİLİNDE DİNLERİNİ SATARLAR.” (Tirmizi, Fiten 30, (2196).)
İnsanlar öyle bir devir yaşayacaklar ki, O DEVİRDE DİNİ ÜZERİNE SABRETMEK, ELİNDE ATEŞ TUTMAK GİBİ ZORDUR. Çünkü o devirde mümin, (öyle hakaretlere maruz kalır ki) davarından daha zelil, (daha haysiyetsiz bir) duruma düşer. BU HAKARET VE BASKIYA BİRÇOK İNSAN DAYANAMAZ. ZAYIF OLANLAR, FİRE VEREREK, BEŞ PARALIK MENFAAT İÇİN DİN VE MUKADDESATINDAN RÜŞVET VERME DURUMUNA DÜŞER. Gündüz ve gecelerin akması öyle devir getirecektir ki, o zaman biri kalkıp alenen: “Bir avuç menfaati için bize din (ve mukaddesatını) kim satacak?” diye sorar. Bu soruş boşa değildir de: “Birçokları dinlerini çok az bir dünya malı karşılığında satar.
Yukarıdaki hadislerde görüldüğü gibi Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde insanlardaki fıkıh bilgisi eksikliğinden bahsetmemektedir. Çünkü bugün için İslam aleminde yaşanan sorunlar, iç çatışmalar, insanların ızdırap çekmesi fıkıh eksikliğinden kaynaklanmaz. İnsanların bir kısmının bu durumun sadece eğitim eksikliğinden kaynaklandığını düşünmesi de son derece yanlıştır.
Mısır’da, Suriye’de, Lübnan’da katliam yapan askerlerin hepsi Kuran’ı çok iyi bilen insanlardır. Çoğu Kuran eğitimi almışlardır ve Kuran okurlar. Zaten Kuran’ı öğrenmek veya Kuran edinmek isteyen bir kişi bu isteklerini çok kolay yerine getirebilir. Çünkü her yerde, her dilde çok kolay anlaşılabilecek şekilde yayınlanmış Kuran vardır. Hatta isteyenler internetten bile Kuran’ı okuyabilirler. Fakat insan sadece Kuran’ı okuyarak iman etmez. Çünkü önce kalben iman etmek ve güç yetirebildiği kadar Allah’tan korkmak güçlü imanın temelidir. Ayette şöyle buyrulur:
“Ve sen kendi sapıklıkları içinde kör olanları da doğruya iletici değilsin. Sen yalnızca, Bizim ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin ki onlar Müslümanlardır.” (Rum Suresi, 53)
ADNAN OKTAR: Şimdi bu İsrail’de, Filistin’de insanlar ızdırap çekiyorlar, Suriye’de insanlar ızdırap çekiyorlar. Millet zannediyor ki; eğitim yapılmadığından. Suriye’de bu katliam yapan askerlerin hepsi Kuran’ı çok iyi bilen insanlar. Muazzam okuyorlar Kuran’ı, bayağı iyi bilirler. Çocukluğunda bunların hepsi Kuran eğitimi almış kişiler yani fıkıhla olmaz imanla olur. İman yok.
Dünyada iman, insanların kalbinden kaldırıldı ahir zamanda. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor; “ahir zamandaki ana hastalık budur, en büyük felaket bu olacaktır ahir zamanda; iman kalplerden kalkacak” diyor. Yoksa Kuran’ı öğrenmek, Kuran edinmek çok kolay bir şeydir. Kuran her yerde var. Çok da kolay okunabilecek şekilde, her dilde var. İnternetten de insanlar okuyabilir. Sadece Kuran okumayla insanlar iman etmez. Önce iman edecek, Allah’tan korkacak. Ayette “Allah’tan korkanlara sen işittirebilirsin” diyor Allah.
Allah’tan korkmayan Kuran okuduğunda etkilenmez. Onun için biz iman hakikatlerine ağırlık veriyoruz ve o yüzden böyle etkili oluyoruz. Yobaz takımı da bunu anlamadığı için ısrarla sadece bizim bu sistemimizi bozmaya çalışıyorlar kendi kafalarınca ama bozmaya çalıştıkça biz daha iyi tanınıyoruz. (4 Şubat 2012 A9 TV)
www.deccaliyetintahribatlari.com
Günümüzde Müslüman Toplumların Yaşadığı Acıların Temelinde İman Zafiyeti Vardır
Samimi iman, Allah’a gönülden bağlı olmak ve O’nun tüm emirlerini kayıtsız şartsız yerine getirmekle mümkündür. İnsan güzel ve değerli olan tüm vasıflara ancak Allah’ın hükümlerine uyarak sahip olabilir. Allah Kuran’da doğruluğu, adaleti, sabrı, fedakarlığı, vefayı, sadakati, kararlılığı, itaati, alçakgönüllülüğü, hoşgörüyü, şefkati, merhameti, öfkeyi yenmeyi ve daha birçok üstün ahlak özelliğini emreder. Bunların aksi olan tüm ahlak bozukluklarını da açık hükümlerle yasaklar. Kuran’da sunulan bu üstün ahlakı yaşamak ise, kişinin Allah korkusunun şiddetine, dolayısıyla vicdanının sesine uymasına bağlıdır. Çünkü bir insan Allah’tan ne kadar çok korkarsa ve vicdanının gösterdiği doğrulara ne kadar kesin bir şekilde tabi olursa, Allah’ın hükümlerine o kadar itaatli olur. Aksi durumdaki bir kişi ise Kuran ahlakını yaşamakta sebat gösteremez, süreklilik sağlayamaz. Allah’ın güzel olarak gösterdiği ahlakın bazı özelliklerini üzerinde taşısa bile, çıkarlarıyla çatıştığı anda bambaşka bir karaktere bürünebilir. Bu nedenle “Bedeviler, dedi ki: “İman ettik.” De ki: “Siz iman etmediniz; ancak “İslam (Müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resulü’ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Hucurat Suresi ,14) ayetinde haber verildiği gibi iman ancak samimi kalple yaklaşıldığında kazanılan bir nimettir.
Günümüzde Müslüman toplumlarda yaşanan sorunların temelinde de samimi imanın yaşanmamasından kaynaklanan iman zafiyeti vardır. İman zafiyetinin Müslümanlara getirdiği sorunlar ise şöyle sıralanabilir:
Müslümanların Bölünmüşlüğünün ve Birleşmemesinin Nedeni İman Zafiyetidir
“Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” (Saff Suresi, 4) ayetinde haber verildiği gibi Allah Müslümanların birlik içinde olmalarını emretmektedir. Bu nedenle Müslümanların bölünmüşlüğüne karşı mücadele etmek ve bu tehlikeye karşı Müslümanları uyarmak en mühim farz vazifelerdendir. İman zafiyeti içinde olan kişiler ise “Bu sistem böyle gelmiş böyle gider, rahatımız bozulmasın” zihniyeti içinde hareket ederek Müslümanların bölünmüşlüğüne seyirci olmak ister. Ancak böyle bir düşünce büyük bir fitnedir. Çünkü bir kişinin Müslümanların bölünmüşlüğünden rahatsız olmaması, Kuran’da birlik olmaları yönündeki ayetleri gözardı etmeleri ve birleşmemeleri haramdır. İman zafiyeti içinde olan kişiler, Kuran ayetlerini tam olarak kavrayamadıkları için İttihat-ı İslam’ın 5 vakit namaz, oruç gibi farz bir ibadet olduğunu, bölünmenin ise domuz eti yemek veya şarap içmek gibi haram olduğunu düşünemezler. Oysa arada bir fark yoktur. Müslümanların birlik ve beraberlik içinde olmaları durumunda günümüzde yaşanan acılar ve şiddet olayları Allah’ın izniyle kökünden çözülür. Allah ayette bu gerçeği şöyle bildirir:
“İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73)
www.iyilerinittifaki.com
İnsan güçlü bir imana sahip olduktan sonra ibadetleri yerine getirmesi son derece kolaydır. Dinde karmaşık olan bir ibadet şekli yoktur. İslam dini herkesin anlayabileceği kadar sade ve kolaydır. İbadetleri öğrenmek için uzun süreli eğitim almaya da gerek yoktur. İslam’ın hükümleri, kuralları bir günde çok kapsamlı bir şekilde öğrenilebilir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) müşriklerle tanışıyor, iman ediyorlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sohbetinde bulunuyorlar, sahabelerle kısa bir süre görüştükten sonra da onlarla birlikte fikri mücadele etmeye başlıyorlardı. Bu örnekten anlaşılacağı gibi İslam dininin karmaşık bir yönü yoktur. Bu nedenle asıl konu Darwinist materyalist eğitimi durdurmak, iman hakikatleri anlatmak ve insanların imanlarını güçlendirmektir. İmanları güçlendikten sonra Allah’tan korkan, Allah’ı seven bir nesil meydana gelir. Bugün İslam aleminin içinde bulunduğu acılar da bu şekilde Allah’ın izniyle son bulur.
Ehl-i Kitap Düşmanlığı İman Zafiyetindendir
Allah Katında din İslam’dır. Müslümanlar tüm insanların “LailaheillAllah Muhammeden Resulullah” demelerini yani Muhammedi olmalarını ister ve bunun için gayret ederler. Allah Kuran’da Yahudileri ve Hristiyanları ise Kitap Ehli olarak isimlendirmiş ve Müslümanlarla, Kitap Ehli arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğini detayları ile bildirmiştir. İslamiyet’in doğuşundan itibaren Müslümanlarla, Kitap Ehli arasında şefkat ve anlayış ön planda olmuştur. Ehl-i Kitap -her ne kadar bazı inanışları sonradan tahrif edilmiş olsa da- temeli Allah’ın vahyine dayanan birçok ahlaki değere, haram ve helal kavramlarına sahiptir.
İslam, barış, sevgi ve adalet dinidir. Ancak iman zafiyeti içinde olan kişiler, İslam’ı Müslümanlara yanlış tanıttıkları gibi Ehli Kitaba da yanlış tanıtırlar. Yeryüzünü bir “barış ve esenlik yurdu” haline getirmeyi emreden İslam dinini, tam zıddı şekilde gösterir ve diğer dinlerin mensupları ile İslam dini arasında bir uyuşmazlık ve savaş olduğunu iddia ederler. Oysa İslam’ın, Kuran’da Ehl-i Kitap olarak isimlendirilen Yahudilere ve Hristiyanlara karşı bakışı son derece adil ve merhametlidir.
Allah, Kuran’da pek çok ayette Müslümanların Ehli Kitap ile dostluk kurmalarını emretmiştir. Kuran’da bu kimselerin pişirdiği bir yemek, Müslümanlar için helal kılınmıştır. Aynı şekilde Müslüman erkeklere Kitap Ehlinden kadınlarla evlenme izni verilmiştir. Bu konuyla ilgili ayette Allah şöyle buyurur:
“Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü’minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.” (Maide Suresi, 5)
İman Hakikatleri İmanın Kazanılmasına Vesile Olur
İman hakikatleri, insanların iman etmelerine vesile olan en önemli sebeplerden birisidir. İman etmeyen kişi derin bir gaflet içindedir. Etrafındaki yaratılış delillerini göremez. İçinde yaşadığı toplumun din ahlakından uzak yapısı nedeniyle zihni günlük hayatın ayrıntıları ile boğulmuş, algıları ve şuuru etrafındaki sayısız yaratılış gerçeğini fark edemeyecek derecede zayıflamıştır. Oysa böyle bir insana, samimi ve vicdanlı olması kaydıyla, iman hakikatleri anlatıldığı takdirde, bu kişinin Allah’ın varlığına ve birliğine, canlı cansız her şeyi Allah’ın yaratmış olduğuna iman etmesi, Allah’ın sonsuz ilmini ve kudretini görmesi umulur. İman hakikatleri, vicdanlı, fakat inkarcı telkinler nedeniyle gerçeklerden habersiz kalmış kimselerin Allah’ın izniyle imana kavuşmaları için çok önemli birer vesiledir.
Gaflet içindeki insanların, her gün etraflarında olup biten fakat farkına varmadıkları pek çok yaratılış delilini, mükemmellikleri tüm ayrıntılarıyla onların gözleri önüne sermek, bu kişilerin gafletlerinin dağılmasında son derece etkili olur. Yıllardır herkesin görmeye alıştığı ve pek çok kimsenin üzerinde düşünmediği birçok iman hakikatine insanların dikkati çekilirse bu, imani şuurun yerleşmesine, vicdanların uyanmasına ve küfrün batıl telkinlerinin yok olmasına sebep olur.
İman hakikatleri karşısında vicdanının sesini dinleyen kişinin ilk aklına gelen, “bunların tesadüfen veya kendiliğinden meydana gelemeyeceği” olacaktır. Bu kişi tüm bunları yaratan üstün güç sahibi Yüce Allah’ın varlığını anlayacak ve O’na iman edecektir. Ayette şöyle buyrulur:
“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.”” (Al-i İmran Suresi, 191)
www.imangercekleri.com
Mezhepler Arası Düşmanlık ve Kan Dökülmesi İmanı Zayıf İnsanların Düşüncelerinde Vardır
İman zafiyeti içinde olan kişilerin en belirgin özelliklerinden biri de kan dökülmesini istemeleri ve mezhepler arası düşmanlığı desteklemeleridir. Oysa Şii, Sünni düşmanlığının kökeninde nefret vardır. Bu nefret ve çarpık düşünce içinde olan kişiler “ben “elhamdülillah Sünni’yim maşaAllah çok takvayım”,“Şimdi Cenab-ı Allah için Şiilerin hepsini keseceğim ve her kestiğim Şii için bir sevap kazanacağım” biçiminde İslam dini ve Kuran’la ilgisi olmayan batıl düşüncelere sahip olurlar. Aynı çarpık düşüncede olan Şiiler de vardır. Oysa bu kişiler tam anlamıyla imansız, kalbi nefretle dolu, nefretini tatmin edecek yol arayan ve Müslümanlığı bahane eden bir düşünce yapısına sahiptirler. Çünkü Müslüman, bilerek, en küçük bir canlıya dahi zarar veremez. Tertemiz, takva sahibi, mümin, muttaki Sünni ve Şiiler bu tür düşüncelere sahip olmaz, Müslümanların birbiri ile kavga etmesinin haram olduğunu ve bu şekilde hareket ederse çok galiz suç işleyeceğini bilir.
Sünni ve Şiiler İslam Birliği oluşuncaya kadar tüm güçleriyle birlik içinde fikri mücadelelerini sürdürmelidirler. Mezheplerin ve farklı görüşlerin olması son derece doğaldır. Önemli olan Allah aşkıyla, Allah yolunda canını ve malını verecek kadar cesaret ve kararlılıkla fikri mücadeleyi yürütmektir. Ayette Müslümanların arasındaki birliğin önemine ve Allah’ın vereceği karşılığa şöyle dikkat çekilmiştir:
“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (Al-i İmran Suresi, 103)
ADNAN OKTAR: Mesela Şii, Sünni nefreti, ki birçok insanda görüyoruz; Şiiler Sünnilerden nefret ediyor, Sünniler Şiilerden nefret ediyor; birçok kişide var. Tabii bunun aksini savunan milyonlarca kardeşimiz de var ama o yönde düşünenler de var. Hatta Ortadoğu’da büyük bir mezhep savaşının beklendiğine dair gazetelerde yazılar çıkıyor ki hakikaten olur da ama Mehdiyet bunu engelliyor işte ve engelleyecektir.
Anlamazlıktan gelmek olmaz. Onun için “bir ilmihal bilgisi veririz, konu biter”. İstediğiniz kadar ilmihal anlatın; ilkokullarda, ortaokullarda her zaman din dersi vardır. Teröristler, anarşistler; bunlar din eğitimi almamışlar mı, fıkıh bilgisi yok mu? Fıkıh dersi alıyorlar, biliyorlar namazı. PKK’lıların babaları, anneleri birçoğunun dindar. Hatta PKKlılar namazın taklidini yapıyor. (Namazı tenzih ederiz) Bildikleri için, bilmese alay eder mi adam? Biliyor namazı. En ince detaylarına kadar biliyor. Orucu da biliyorlar, zekatı da, hepsini biliyorlar.
Konu fıkıh konusu değil. Onlar Darwinist ve materyalistler. Darwinist ve materyalist olduğunda istediğin kadar ayet okut, istediğin kadar ayet ezberlettir, istediğin kadar fıkıh bilgisi ver; etkisi olmaz. Ama imanlı olduktan sonra ibadet son derece kolaydır. Dinde karmaşık hangi ibadet var ki? Günlerce, aylarca eğitim alınacak bir konu yok ki. İslam’ın hükümleri, kuralları bir günde çok kapsamlı öğrenilebilir.
Hepsini, tamamen, normal zekadaki bir insan bir günün belirli saatleri içerisinde hepsini öğrenebilir, rahatça İslam’ı yaşayacak gibi. Çünkü sahabeler devrinde mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’le müşrikleri tanıştırıyorlardı. Onlar iman ediyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sohbetinde bulunuyorlardı. Bir saat, yarım saat sahabelerle görüşüyor; direkt mücadeleye gidiyorlardı, cehd ediyor, gayret ediyorlardı. Ta İspanyalara kadar, oraya buraya gittiler sonradan sahabeler. Üstelik hep yeni İslam’a giren insanlarla gittiler. Kısa süre önce tanıştıkları, bir saat iki saat olmuş dini öğreneli, bu kişilerle gittiler. Karmaşık bir yönü yoktur İslam’ın. Onun için yapılacak şey muhafazakâr gençlik yetiştirmek değil, Darwinist materyalist eğitimi durdurmaktır ve iman hakikatleri anlatmaktır, insanların imanlarını güçlendirmektir. İmanları güçlendikten sonra Allah’tan korkan, Yüce Allah’ı seven bir nesil meydana gelir. Yalnızca muhafazakarlıkla bir netice alınmaz. Osmanlı muhafazakardı, yıkıldı. Muhafazakarlıkla hiçbir yere varılmaz. Neyi muhafaza edeceksin?
Muhafazakarlık yok; Müslümanlık vardır, Müslüman olma vardır. ‘68 kuşağı, muhafazakarın şahı onlar. En ince detaylarına kadar muhafaza ediyorlar, her şeylerini muhafaza ediyorlar. Hatta o devrin müziklerini dinliyorlar, o devrin şarkıları, başka bir şey yok, aynı, her şeyleriyle aynı; kılığı, kıyafeti, konuşması, yemesi, içmesiyle hiç değişmemişler. Bir kısmı Abdülhamit devrinin muhafazakarlığı içerisinde, bir kısmı Abdülmecit devrinin muhafazakarlığı içerisinde; bu olmaz. İstenen Kuran Müslümanlığıdır, sahabe Müslümanlığıdır; bu. Başka karmaşık bir şey yok. (4 Şubat 2012, A9 TV röportajından)
Hz. Mehdi (a.s.), Bediüzzaman Hazretleri’nin bildirdiği gibi, “Kitaplar, yazılar, belgesellerle iman hakikatlerini anlatarak”, insanların samimi iman etmelerine, tahkiki olarak iman ahlakını yaşamalarına vesile olacaktır. Ahir zamanda insanların büyük kısmının iman etmesine engel olan en temel sebep Darwinizm ve materyalizmdir. Bu sebeple hem Darwinist materyalist ideolojilerin geçersizliğini ilmi ispatlarıyla ortaya koymak hem de iman hakikatlerini anlatmak insanların, Allah’ın izniyle, iman etmelerine vesile olacaktır.
www.turkislambirliginecagri.com
www.Adnanoktardiyorki.com
Hz. Mehdi (a.s.) Fıkıh Bilgisinden Önce İman Hakikatlerini Anlatacak Darwinist-Materyalist Felsefeyi ve İman Zafiyetini Allah’ın İzniyle Ortadan Kaldıracaktır:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ın günümüze kadar etkisini sürdüren materyalizm, Darwinizm ve ateizmi tam anlamıyla susturacak ve iman zafiyetinin sebep olduğu çarpık fikir sistemini çökertecek çalışmalarının, Kuran’la, bilimle, fenle, akılla, imanla olacağını müjdelemiştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ın deccaliyetin bu imansızlık ve iman zafiyeti fitnesini ilimle ve fenle manen öldüreceğini şöyle bildirmiştir:
İmam Müslüm’in Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gün sahabelerine hitaben: “… BU MÜCAHİTLER (mücadele edenler) O BELDEYE GELİP KONAKLADIKLARI ZAMAN SİLAHLA HARP ETMEZLER, OK DA ATMAZLAR. LA İLAHE İLLALLAHU EKBER DİYEREK TEKBİR GETİRİRLER. Bu tekbir üzerine şehrin iki tarafındaki surlardan biri düşer. Sonra ikinci defa tekbir getirirler. Akabinde şehrin öbür tarafı da düşer. Sonra üçüncü kez tekbir getirecekler. Bunun üzerine İslam ordusu için surlardan gedikler açılacak, onlar da hemen buralardan şehre girerek fethedecekler.” (İmam Şarani, Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 445-446)
Bediüzzaman Hazretleri de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın üç büyük görevinden birincisinin “materyalist ve ateist felsefeleri tamamen susturacak bir şekilde insanların imanlarını kazanmasına vesile olmak” şeklinde açıklamıştır:
Birincisi: FEN VE FELSEFENİN tasallutiyle (etkisiyle) ve MADDİYYUN VE TABİİYYUN TAUNU, (materyalizm, Darwinizm ve ateizm hastalığı) beşer içine intişar etmesiyle (insanlar arasında yayılmasıyla), herşeyden evvel FELSEFEYİ VE MADDİYYUN FİKRİNİ (materyalizm, Darwinizm ve ateizm gibi Allah’ı inkar eden dinsiz akımları) TAM SUSTURACAK TARZDA imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek (iman edenleri sapkınlıktan korumak)... (Emirdağ Lahikası, s. 259)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinden ve Bediüzzaman Hazretlerinin açıklamalarından da anlaşıldığı üzere Hz. Mehdi (a.s.) Allah’ın izniyle, bilim ve felsefe yoluyla, Allah’ın varlığının ve sıfatlarının daha iyi anlaşılmasına vesile olacaktır. Materyalizm savunucuları tarafından insanlar üzerinde oluşturulan yanlış yönlendirmeleri ortadan kaldıracaktır. Ahir zamanda teknolojinin hızla ilerlemesiyle birçok bilim dalında gelişmeler olacaktır. Allah’ın varlığının delilleri, yeryüzündeki iman hakikatleri bilimsel delilleriyle açıkça ortaya çıkacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) bu gerçekleri insanlara en etkili yöntemlerle ulaştıracak ve bu konuda dünya çapında bir sonuç elde edecektir.
Kuran’daki bir ayette de Yüce Allah batıl sistemleri fikren öldürmeye dikkat çekmektedir:
“Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir...” (Enbiya Suresi, 18)
ADNAN OKTAR: “Hz. Mehdi (a.s.) Fıkıhtan Önce İman Hakikatlerini Anlatacak”
ADNAN OKTAR: ‘Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde, fıkıh anlatmaz, fıkha girmez. Yani namazın şartları şudur, orucun şartları budur, şöyle abdest almak gerekir diye bunu anlatmaz diyor hadiste. Neyi anlatır biliyor musunuz, iman hakikatlerini anlatır, Allah’ın varlığını ve birliğini, bunu anlatır” diyor. “Hakikat noktasında ve en mühimi ve en âzamı, iman meselesidir. Fakat, şimdi umumun nazarında ve hal-i alem ilcaatında en mühim mesele, hayat ve Şeriat göründüğünden” çıkıyor, büyük bir bölümü hurafe olacak şekilde, adama ‘sakalını niye kestin, bıyığın şöyle olması gerekiyordu yahut namazı şöyle kılmanız gerekir, şu şekilde kılmanız gerekir.’ Adam iman etmiyor, sen namazdan bahsediyorsun. Adama oruçtan bahsediyor; ‘sen Ramazan’da hiç oruç tutmadın, ne işin var camide’ diyor. Adama sorsana iman ediyor musun diye. Sordun mu? Yok. Bakın “Fakat, şimdi umumun nazarında ve hal-i alem ilcaatında en mühim mesele, hayat ve Şeriat göründüğünden, o zat” yani Hz. Mehdi (a.s), “şimdi olsa da” şimdi benim vaktimde olsa dahi diyor, “üç meseleyi birden umum ruy-i zeminde vaziyetlerini değiştirmek nev-i beşerdeki cari olan Adetullah’a muvafık gelmediğinden” Ne diyor? Üç vazifeyi birden yapamaz diyor,
“O zat şimdi olsa da, üç meseleyi birden umum rû-yi zeminde vaziyetlerini değiştirmek, nev-i beşerdeki câri olan Adetullah’a muvafık gelmediğinden, herhalde en âzam meseleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak.” Ne yapacakmış? Gece-gündüz iman hakikatlerini anlatacak. Adamlar Hz. Mehdi (a.s)’a soracaklar, diyecekler ki; namaz nasıl kılınıyor, diyecek ki; Benim ilmim yok. Ne diyecek? “İman hakikatleri, Allah’ın varlığı, birliği, Kitaplarına iman etmek, peygamberlerine, ahirete inanmak, cennete-cehenneme inanmak, bu konuların üstünde duracak. Yani imanın esaslarının üstünde duracak. (1 Ocak 2012 tarihli A9 Tv)
Devam >>
Harun Yahya ve Etkileri
Sendika, 5 yıldızlı otelini depremzedelere tahsis etti
A9 TV, 15 Kasım 2011
ADNAN OKTAR: ...Hava çok şiddetli soğuk. Kardeşlerimizden şehit olanlar oluyor. Çok günah olur. Çok büyük bir zulüm olur. Otobüs şirketi sahibi kardeşlerimizden ivedilikle ve aciliyetle istirham ediyoruz. Hemen bu akşam otobüsleri sevk etsinler, hemen. Civar illerden özellikle. Ankara’dan da olur, İstanbul’dan da olur, her yerden olur. Civar illerden de olur. Kaç otobüs ihtiyacı varsa hemen oradan tespit edilsin. Çok fazla otobüs şirketi var elhamdülillah. Hemen konu hallolsun. Kardeşlerimiz bize sürekli yazsınlar, ben de sürekli hatırlatayım. Yani konu halloluncaya kadar takip edelim. Devlet tesislerine dağıtılmasını ben söyledim. Ben söyledikten sonra, oradan kardeşlerimizi devlet tesislerine dağıtmaya başladılar. Elhamdulillah. Ama otobüs konusu hiç ummadığımız bir şey. Tahmin etmedik. Kardeşimizin bildirmesi çok iyi oldu. Aman aman, Allah rızası için istirham ediyoruz. Minibüs de olur, otobüs de olur. SÜRATLE CİVARDAKİ TESİSLERE; OTEL OLABİLİR, TURİSTLİK TESİSLER OLABİLİR, ASKERİ OKULLAR OLABİLİR YAHUT ASKERİ KIŞLALAR OLABİLİR. HER YER OLABİLİR. HER YERE KARDEŞLERİMİZİ DAĞITALIM. Bu acıdan, bu ızdıraptan onları kurtaralım. Ama gereken tedbirler alındıktan sonra, yavaş yavaş peyderpey dönerler inşaAllah.
www.Adnanoktarnedemistineoldu.com
Zaman, 29 Kasım 2011
Van’daki deprem felaketinin ardından devlet ve sivil toplum kuruluşları yaraları sarmak için seferber oldu. Demiryol-İş Sendikası da önemli bir adım atarak Aydın’ın Didim ilçesindeki 5 yıldızlı otelini depremzedelere tahsis etti. Tesislerde ilk etapta Van’dan gelen 100 depremzede ağırlanıyor.
Devam >>
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
Hastalıklar, müminlerin Rabbimiz’e olan aşklarını ve bağlılıklarını gösterebilecekleri birer vesiledir. Allah’a iman eden, O’nun yaratmış olduğu kadere teslim olan müminler, her tür hastalığın da, şifanın da Allah’tan geldiğini unutmayarak O’ndan gelen her şeye razı olduklarını gösterirler. Böylelikle Allah’ın izniyle hastalık dönemlerini birer ecir nimetine dönüştürmüş olurlar.
İnsana acizliğini hatırlatan olaylardan biri hastalıklardır. Son derece iyi korunmuş olan insan bedeni, gözle görülemeyecek kadar küçük bir virüsten veya mikroptan ciddi şekilde etkilenir. Bu noktada biraz düşünüldüğünde aslında bedenin güçsüz düşmesinin makul olmadığı fark edilebilir. Çünkü Allah insan vücudunu son derece kusursuz sistemlere sahip olarak yaratmıştır. Özellikle de insanın savunma sistemi, düşmanlarına karşı son derece “güçlü bir ordu” olarak nitelendirilebilir. Ama insanlar tüm bunlara rağmen sık sık hastalanırlar. Elbette ki bedene bu son derece üstün sistemleri yerleştiren Allah dileseydi insan hiçbir zaman hasta olmayabilirdi. Virüsler, mikroplar, bakteriler onu hiç etkilemeyebilirdi, ya da bu özel hazırlanmış küçük “düşmanlar” hiç var olmayabilirdi. Oysa her insan son derece küçük sebepler yüzünden önemli sonuçlar doğuran hastalıklara yakalanabilir. Örneğin, ciltteki küçük bir yaradan vücuda girebilecek tek bir virüs, bedenin tamamını kısa sürede sarabilir. Teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun, en basit bir grip virüsü bile çok rahat şekilde insana zarar verebilir.
Bütün bunlar uzak birer tehlike değildir; her gün herkesin kolaylıkla başına gelebilecek olaylardır. Elbette bunları doğal karşılayıp üzerinde düşünmeden geçmek büyük bir hata olacaktır. Diğer tüm acizlikler gibi hastalıklar da Allah tarafından özel olarak yaratılarak insana verilmektedir. Bu şekilde büyüklenme eğiliminde olan bir insan ne derece güçsüz olduğunu görebilmektedir. Ayrıca yine bu şekilde insan, dünyanın eksikliğini, gerçek yüzünü kavrayabilmektedir.
Hastalıklar Allah’ın Müslümanlara, cenneti arzu etmeleri, Allah’ın rahmetini, sağlık nimetini düşünüp şükretmeleri, acizliklerinin farkına varıp Allah’a boyun eğmeleri için verdiği imtihanlardır
İnsan günlük yaşamı içinde kendisine verilen birçok nimeti günlük hayatın bir parçası olarak görme eğilimindedir. Oysa Allah yeryüzünde insanların sahip olduğu herşeyi Katından bir rahmet olarak vermektedir.
Dünya Allah’ın yarattığı bir imtihan yeridir. Her insan dünyada O’nu razı edecek iyi işler yapmakla sorumlu tutulmuştur ve bu yönde denenmektedir. Bu denemenin sonunda Allah’ın emir ve yasaklarına uyanlar, güzel ahlak gösterenler sonsuza kadar cennette yaşamaya hak kazanacaklardır. Ama büyüklenmede direnenler ve birkaç on yıllık dünya hayatını sonsuz hayatlarına tercih edenler ise dünyada da ahirette de eksikliklerden, acizliklerden, sıkıntılardan kurtulamayacaklardır.
Örneğin çoğu insan her gün sabah, yataklarından kalktıkları andan itibaren ayaklarının üzerinde rahatlıkla durabilmelerinin, hiçbir sorun olmadan yürüyebilmelerinin, ne kadar büyük bir nimet olduğunu düşünmezler. Oysa ayaklarından birinde oluşabilecek herhangi bir rahatsızlık, insanın günlük hayatını tamamen etkileyen bir zorluk oluşturur. Ağrısı olan veya üstüne basılamayan bir ayak, insanın, günde belki de binlerce defa attığı rahat adımların ne kadar büyük nimet olduğunu anlamasına vesile olur.
Müslüman, bunun gibi her konuyu Allah’a yakınlaşmaya vesile kılar. Allah’ın kendisine sağlık vererek ne kadar büyük lütufta bulunduğunu hatırlayarak Allah’a şükreder. Hastalığı verenin de, alanın da Allah olduğunu bilip şifayı Allah’tan umar. Ağrı hissinin olduğu her an Allah’ı hatırlayarak kalbini sürekli Allah ile birlikte tutar. Kuran’da Hz. İbrahim (a.s.)’ın bu konudaki duası şöyle bildirilmiştir:
“Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O’dur;”
“Bana yediren ve içiren O’dur;”
“Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur;”
“Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur,”
“Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur;”
“Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;”
“Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver.”
“Beni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl,” (Şuara Suresi, 78-85)
www.insaninacizlikleri.imanisiteler.com
www.insanmucizedir.com
Sayın Adnan Oktar, hastalıkların dünyadaki imtihanlardan biri olduğunu anlatıyor
ADNAN OKTAR: Hastalıklar bitmez. Bu dünya imtihan meydanı. Hemen hemen herkes gün aşırı, veya haftada bir veya 10 günde bir hasta olur. Çeşitli hastalıklar gelir. Allah kullarını imtihan eder. Son derece makul. Dolayısıyla Allah hastalığı yarattığında şifayı da yaratıyor. Hastalık çok karmaşık ve ince detaylıdır. Allah enfeksiyon yaratıyor, mesela göğüste enfeksiyon oluyor. Bunun sonucu olarak şahıs öksürüyor, rahatsız oluyor. Bunların mikroplarına, bakterilerine bakıyoruz mikroskopta olağanüstü karmaşık, olağanüstü harika, olağanüstü ince sistemlerle donatılmış, kusursuz dizayn edilmiş, mükemmel tekniklere sahip, nefes kesecek yöntemlerle hareket eden, şuurlu, akıllı varlıklar olduğunu görüyoruz. Bunlara karşı eczaneye gidiyoruz şifa için, ilaç kutusuna bakıyoruz gıcır gıcır Allah ilaç kutusunu yaratmış. Kapağını açıyoruz gıcır gıcır bir kap içerisinde Allah ilaçları koymuş. Gayet düzgün bir yazıyla Allah yazı yazdırmış. Şöyle kullanılacak, böyle kullanılacak diye. İlacın molekül yapısına bakıyoruz, son derece düzgün, kompleks, ince ve detaylı. Şahıs yiyecekle veyahut içecekle aldığında ilacı, moleküller bakterinin vücuduna giriyor. Bakterinin en hayati yönlerini iyi bilen bir yapıda ve bakteriyi feci şekilde öldürüyor. Allah öyle yaratmış. Her ikisini de yaratan Allah. Bazen şifa veriyor Allah, bazen de şifa vermiyor. Ama imtihanın gereği olarak böyle ince bir sistem vardır. Bazen hastalıktan daha karışık oluyor ilaçlar. Daha detaylı oluyor.
Eczanenin önünden geçerken baktım; ne kadar çok ilaç var. Bütün ilaçları Allah yaratmış, binlerce, on binlerce ilaç çeşidi var. Ve binlerce de hastalık var. O kadar çok çeşitli ki ucu bucağı yok. Ve o kadar da ilaç çeşidi var. Mesela şahsın başı ağrıyor. Baş ağrısının meydana gelmesini Allah özel sistemle yaratıyor. İlacı var, sinir sistemine giriyor. Sinir yapısını, molekül yapısını özel etkiliyor. Bambaşka bir şekle giriyor. Vücut bu sefer baş ağrısından kurtulmuş oluyor. Rahatlamış oluyor. (6 Ocak 2012; A9 Tv röportajından)
www.imtihaninsirri.net
Sayın Adnan Oktar insanın imtihanı için Allah’ın acizlikleri özel olarak yarattığını, hastalığı da, hastalığa şifa olan ilaçları da, hastaneyi de, tedavide kullanılan malzemeleri de yaratanın Allah olduğunu anlatıyor:
ADNAN OKTAR: ...Bizde mutlaka acze ihtiyaç vardır, imtihan için acz içerisinde olmamız gerekiyor. Mesela soğukta üşüyeceğiz, hastalanacağız; grip olabiliriz, nezle olabiliriz, insan kanser hastası olabilir, başka türlü imtihan olmaz. Mutlaka zorluklar gerekir. Bedeninde de mutlaka bozukluklar gerekir, mükemmel beden cennettedir. Beden mükemmel olursa, o zaman burası cennet olmuş oluyor zaten, olur mu? Cilt bozuk olacak, kemiklerde erime olacak, göz miyop olacak veya hipermetrop olacak, kulaklar duymayacak, adam kulağa cihaz takacak, onunla dinleyecek. Kulaktaki dinleme cihazını yaratan da Allah’tır. Mesela göz, göz nezlesi oluyor, ona anti-septik damla yapılıyor, anti-septik damlayı da yaratan Allah’tır. Onlar, Allah damlayı yaratmıyor, gözü yaratıyor zannediyorlar. Damlayı da, gözü de yaratan Allah’tır. Mesela beyninde bir rahatsızlık oluyor, röntgen aletini yaratan Allah’tır, röntgende onu görünür hale getiren de Allah’tır, onu oradan ameliyat ile çıkaran da Allah’tır. Hiçbir doktor bir ameliyat ile bir insanın kafasından bir şey çıkaramaz. Hepsini Allah çıkartır. Hiçbir insan, bir başka insanı öldüremez, hepsini Allah öldürür, insanları vesile eder, hastalığı vesile eder. Dolayısı ile bu gerçeği görmedikleri için, başka türlü düşünüyorlar. Mesela kulakta sağırlık; sağırlığı Allah yaratır, işitme cihazını yaratan da Allah’tır.
İşitme cihazı çok karmaşıktır, yüzlerce parçadan oluşur, onu da Allah yaratır. Dolayısı ile, birbirlerinden ayrı bir sistem yok. Mesela nezle oluyor, nezleye karşı karmaşık çeşitli ilaçlar var eczanelerde kutular içerisinde. Onu, kutunun paketini yapan Allah’tır. Kutunun içerisindeki ilaç şişesini yaratan Allah’tır, oradaki hapları tek tek yaratan Allah’tır, onu vesile eder. Zaten biz onların dışarıdaki varlığını göremeyiz, simsiyahtır. Onlara renk veren, tat veren Allah’tır. Vücutta hücrelerin onu tanımasını sağlayan O’dur, ilacın etkisini sağlayan O’dur.
Hücrelerin eksik olması, aciz olması, güçsüz olması, Allah tarafından özel yaratılır; mesela cennette öyle değildir. Allah çeliği çok mükemmel yaratır, sağlam yaratır ama insanları mükemmel yaratmaz, hatta hamamböceği bile çok güçlüdür. Mesela akrep çok güçlüdür, çok sağlıklı hayvandır; hastalığı olmaz, şu olmaz, bu olmaz, hiçbir şeyden etkilenmez. Pek çok canlı öyledir, bakarsanız acayip güçlüdürler. Ama insan için Allah özel olarak söylüyor; “insan zayıf yaratılmıştır” diyor, zayıf varlıktır. Dolayısı ile zayıf varlığı da, onun zayıflığını giderecek sistemleri de yaratmıştır Allah. Mesela nefes almakta zorlanıyor, Allah oksijen verecek cihaz yaratmış, astımı oluyor, astımı çözecek sprey var. Astım ile sprey aynı yaratılıyor, astımı yaratan Allah, spreyini de yaratmış oluyor. Spreyin o çözme gücünü yaratan da Allah’tır. Mesela öksürük oluyor, öksürüğü yaratan Allah’tır. Öksürüğü durduracak ilacı yaratan da Allah’tır.
Allah baş ağrısını yaratıyor, baş ağrısına karşı şöyle küçücük, ufacık bir hap yaratıyor Allah, kişi onu alıyor, baş ağrısı gidiyor. O hapın kutusunu, içerisindeki prospektüsü yaratan, hepsini meydana getiren Allah’tır. İkisi de baş ağrısı ile beraber yaratılmıştır. Baş ağrısı olmazsa, imtihan olmaz. Nezle, grip olmazsa, imtihan olmaz. Zorluklar olmazsa, imtihan olmaz. Mesela kalbinden rahatsız oluyor, tansiyonundan rahatsız oluyor, tansiyon ilacı veriliyor, tansiyonu duruyor. Zaten tansiyonun insanda normal duruyor olması mucizedir, normalde tansiyonun her insanı öldürmesi lazım. Çok rahat öldürmesi lazım, öldürmüyor, tam ayarında duruyor tansiyon. Küçük tansiyon tam ayarında, büyük tansiyon tam ayarında; kim ayarlıyor?
Vücutta özel bir mekanizma. O mekanizmanın şuuru bir parça gitse, bir parça bozulsa, tansiyon anında insanın beynini parçalar; kalbini de parçalar, beynini de parçalar. Allah, çok mükemmel bir dengeyi sürekli sağlayan bir sistem yaratmış, basıncı tam ayarında tutuyor. Ne çok düşük, ne çok yüksek. Düşük de olursa, insan komaya girer, düşük de yapmıyor Cenab-ı Allah, çok yüksek de yapmıyor, tam ayarında. Ama yükselince de, mesela küçük bir ilaç veriyor; dil altı ilaç veriliyor, bir başka ilaç veriliyor, tansiyon hemen o ilacı tanıyor, Allah onu vesile ediyor, duruyor. Her ikisini de yaratan Allah’tır. Mesela insanların tansiyon aletleri var, bütün tansiyon aletlerini Allah yaratıyor. Tansiyon aleti, tansiyon hastalığı ile beraber yaratılır. İkisi beraber aynı anda yaratılıyor. Mesela dişçi ile diş ağrısı aynı anda yaratılır. Diş çürümesinin tedavisinde kullanılan aletler, dişin yapısından daha da karmaşık, yani oradaki kaba yapısı açısından. İnce, mikro seviyedeki yapısı tabii açıklanacak gibi değil, kimse açıklayamaz, ama kaba görünüşüne göre o aletler, çok karmaşıktır, muazzam karmaşıktır, harikadır.
Dişin çürümesi olayı ile o aletler birlikte yaratılıyor; dişçi birlikte yaratılır. Mesela adamın ayağı ağrıyor, beli sakatlanıyor; biliyorsunuz felçliler için elektrikli araba var, o arabayı yaratan Allah, felci yaratan Allah, aynı Allah’tır. O felç ile birlikte yaratılır. O kadar çok şey birlikte yaratılmıştır ki, millet ayrı ayrı yaratıldı zannediyor. Hepsi birlikte yaratılmıştır. Mesela miyop ile gözlük beraber yaratılır. Adam gözlüğünü takar, sorunu biter. Şu an biliyorsunuz göz ameliyatları yapılıyor; miyop olanlarda, göz kesilip çıkartılıyor. Onu kesen Allah’tır, çıkaran da, ameliyatı yapan da Allah’tır. Ama düşünmemiz için, şart olduğu için bunlar yaratılır, başka türlü imtihan olmaz. İmtihan için ikinci bir sistem yok, bu sistemin dışında başka bir sistem yok, ancak böyle oluyor.
Pratik düşünün, ne sabrı, ne şefkati, ne affetmeyi, ne yardımseverliği, ne acıya ne de sıkıntılara karşı sabrı insan hiçbir şekilde bilemezdi. Dümdüz olurduk, yiyen içen bir varlık olurduk, o kadar. Allah bizi böylece çok girift ve karmaşık, çok ince detaylı bir insan haline getiriyor... (29 Mart 2011; A9 Tv ve Harun Yahya Tv röportajından)
www.Adnanoktar-hikmetler.com
Hastalıkların Yaratılmasındaki Bazı Hikmetler Nelerdir?
Hastalık insana acizliğini ve Allah’a muhtaç olduğunu hatırlatır. Mikroskobik bir virüsün kendi bedeni üzerinde meydana getirdiği zayıflığa engel olamayan insan, böyle anlarda acizliğini ve Allah’a ne kadar muhtaç bir durumda olduğunu çok daha iyi kavrar.
Hastalıkla birlikte sağlıklı olmanın Allah’ın bir lütfu ve nimeti olduğu daha iyi anlaşılır. Uzun süre hasta olmayan, dolayısıyla bir rahatsızlık, ağrı ya da acı hissetmeyen insan bu duruma alışır. Ama ani bir hastalık ile karşılaştığında aslında sağlıklı olmanın Allah’ın bir lütfu olduğunun farkına varır.
İnsan ciddi bir hastalıkta dünyanın geçiciliğini, ölümü ve ahireti daha çok düşünür hale gelebilir. Bazı insanlar hayati önemi olan bir hastalığa yakalandıklarında ya da bir uzuvlarını kaybettiklerinde bunu kendileri için kötü bir olay olarak değerlendirebilirler. Oysa belki de bu kişinin hastalığı dert olarak, bela olarak değil, ahirette kurtuluş bulması ve yalnızca Allah’a yönelmesi için bir vesile olarak kendisine verilmiş olabilir. Hastalıkla birlikte insanın Allah’a olan duası ve yakınlığı artar. Ciddi bir hastalığın vücut üzerindeki belirtileri arttıkça birçok insan düşünmekten kaçtığı ölümü düşünmeye başlar ve bu durumda kişi tüm samimiyetiyle Allah’a dua ederek sağlıklı bir hale gelmeyi ister.
Hastalığı öncesinde Allah’a tam olarak teslim olmamış bir kişi belki hastalığı sayesinde bu güzel özellikleri kazanabilir; geçici dünya hayatındaki kısa süreli sıkıntılarının karşılığında sonsuz cennet hayatının nimetlerine kavuşmayı umabilir.
Allah dilerse insan hiçbir zaman hasta olmaz, ağrı duymaz veya acı çekmezdi. Ama eğer insan böyle bir zorlukla karşılaşırsa da, bilmelidir ki bu zorluğu yaşamasının, hem dünyanın geçiciliğini hem de Allah’ın sonsuz gücünü anlayabilmesi açısından pek çok hikmeti vardır.
Unutulmamalıdır ki, bu gerçeği kalben kavrayabilmek ve asıl olarak böyle bir olayla karşılaştığında güzel ahlak gösterebilmek çok önemlidir.
Hastalıklar karşısında insan, dünyaya bağlılığının ne derece anlamsız olduğunu düşünür. Sahip olduğu şeylerin aslında denenmesi için ve geçici olarak kendisine verildiğini de mutlaka fark eder. Daha kendi vücudu içerisinde gezen tek bir mikroba güç yetiremeyen, küçük bir mikropla hayatı tehlikeye düşebilen bir insan herşeyi yaratan Rabbimiz’e karşı acizliğini görür ve kendisini yaratan ve onu tüm tehlikelerden koruyanın Allah olduğunu kavrar. İnsan ne kadar kendini büyük görürse görsün, Allah’ın dilemesi dışında kendisi için bir yarar elde etmeye veya zarardan korunmaya güç yetiremez. Allah dilerse hastalık verir, dilerse aczini hatırlatacak türlü eksiklikleri insan bedeninde yaratır.
Devam >>
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
“O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.” (Mülk Suresi, 2)
www.Kurandancevaplar.com
Ayette Allah’ın insanları denemek için yaşamı yarattığı ve insanları dünyaya geçici olarak yerleştirdiği haber verilmiştir. Allah dünyada insanları çeşitli olaylarla denemekte; inkarcıların ortaya çıkması, inananların kötülüklerden arınması ve cennet ahlakına ulaşması için hayatı devam ettirmektedir. Yani dünya sadece Allah'ın hoşnutluğunun kazanılabilmesi için bir sınanma, bir eğitim yeridir.
Allah, insanlara korumaları gereken sınırları, hoşnut olacağı davranışları ve Kendisi'ni razı etmeyecek her şeyi açıkça bildirmiştir. Buna göre, insan dünyada gösterdiği tavırlarla ebedi hayatında ceza görecek veya mükafata kavuşacaktır.
Allah dünyanın geçici ve aldatıcı süslerine tutkuyla bağlanmaktan insanları sakındırır. Çünkü kişinin ne malı, ne güzelliği, ne de makamı, kısacası dünyada sahip olduğu hiçbir şey -bunları Allah rızasına uygun kullanmadığı sürece- kendisine ahirette fayda sağlamayacaktır. İnsan bedeni de dahil sahip olduğu her şeyi dünyada bırakıp ahirete gidecektir ve Allah’ın huzuruna gelecektir. Ama bu açık gerçeğe rağmen, insanların büyük bir kısmı günlük işlerine dalarak dünyadaki imtihanı, ölümü ve ahireti unuturlar. Oysa dünyadaki hayat çok kısadır ve son derece eksiktir. Her şeyin daha güzeli ve bitip tükenmeyeni ahirettedir; ne var ki bu nimetler yalnızca Allah'a kulluk eden salih müminler içindir. İnkar edenlerin ise görecekleri nimetler ancak bu dünyadaki kadardır.
Ayette, Allah’ın çok bağışlayan olduğu bildirilmiştir. İnsan gaflete düşebilen, unutan, yanılabilen, hata yapabilen bir varlıktır. Her an, pek çok konuda eksik düşünebilir, yanlış bir karar verebilir, hatalı bir tavır sergileyebilir. Bu nedenle de Allah’ın sonsuz şefkati ve merhameti insanlar için çok büyük bir lütuf, çok büyük bir nimettir. Allah, sonsuz rahmeti ile insanlara, her zaman hatalarından dolayı bağışlanma dileme ve tevbe etme imkanı tanımıştır. Samimi olarak günahlarının affedilmesini isteyen her insan Allah’ın kendisini bağışlamasını umabilir.
Devam >>
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
Allah Kuran’da, Müslümanların anlaması ve bilmesi gereken en temel hususları detaylı şekilde haber vermiştir. Yaratılışın nasıl olduğunu anlatmış, şeytanı tanıtmış, helal haramları bildirmiş, peygamberlerin hayatlarını haber vermiştir. Ayrıca dünya hayatının bir imtihan yeri olduğunu ve asıl yurdun ahiret hayatı olduğunu bildirerek, cennet ve cehennemi tarif etmiş, insanları cehennem azabına karşı uyarmıştır. Tüm bu temel konuların dışında, Kuran’da Yüce Allah’ın, müminler için gizlediği özel işaretler bulunur. Elbette Rabbimiz’in bildirdiği açık gerçekler ve işaretleri ancak, Kuran’a vicdan ve kalp gözü ile bakabilen, Kuran’ın nurunu ve verdiği mesajı anlayabilen, Allah’ın kendisinden razı olduğu kullar anlayabilirler.
-
Kalp gözü nedir?
-
Kalp gözü açık olan insanların Yüce Allah’ın yaratışı hakkında bilgi sahibi oldukları gerçekler nelerdir?
www.Allahkorkusu.com
Kalp Gözü Açık Olanlar Dünya Hayatının Geçiciliğini Kavrarlar
Dünya hayatının geçici olduğunu ve asıl yaşanacak yerin ahiret olacağını Yüce Allah hak kitapları ve elçileriyle insanlara haber vermiştir. Rabbimiz’in gösterdiği gerçekleri akılcı bir şekilde düşünen bir insan, dünyadaki yaşamın, sonsuz ve kusursuz mükemmellikte olan ahiret hayatının yanında ne kadar değersiz olduğunu açık bir şekilde görüp anlayabilir. Bunun sonucunda da ahirette sonsuza kadar sürecek olan hayatını eşşiz nimetlerle dolu cennette geçirmek için gayret etmeye başlar. İşte Allah’a teslim olup iman eden bu insanlar, dünyadaki herşeyin, dünyaya ait olduğu gerçeğini anlayanlardır. Müminler bu açık gerçeği anlamayıp hataya düşenlerin ahirette yaşayacağı büyük pişmanlıklardan ise korkup sakınan kimselerdir. Bu yüzden müminler dünyaya değil sonsuz hayatın yaşanacağı cennete özlem duyar, hayatları boyunca Yüce Rabbimiz’i razı etmek için çalışırlar.
Yüce Rabbimiz Kuran’da, iman edenlere ahirette dünya hayatındaki nimetlerin çok daha üstün olanını vereceğini vaat etmiş ve bu güzelliğe kavuşmak için Kendisi’ne gereği gibi kulluk edilmesini buyurmuştur. Ancak dünya hayatının onca eksikliğine ve geçiciliğine rağmen yine de bazı insanlar bu dünyaya bağlanırlar. Kendilerine doğruyu ve güzeli anlatan, onları iyi olana davet eden insanlarla karşılaştıkları veya bu doğruları duydukları halde bundan yüz çevirip, sıkıntılı, zorlu bir hayatın içine girerler.
İman edenler dünya hayatının geçiciliğini kavrayıp ahirete yönelmekle aslında dünya hayatını da olabilecek en güzel şekilde yaşamış olurlar. Güzel ahlaklı olmaları, Rabbimiz’in nimetini, lütfunu, ihsanını görüp takdir edebilmeleri, her şartta, her olayda Allah’a karşı şükredici olmaları onların maddi manevi tüm dünya nimetlerinden en fazla zevki almalarını ve mutlu bir yaşam sürmelerini sağlar. İman etmeyen kimseler ise, hırsla dünyanın peşinde koşmalarına rağmen bu manevi huzuru ve mutluluğu hiçbir zaman için gerçek anlamda elde edemezler. İstedikleri tüm dünya metaına sahip olsalar dahi, bu onlara imanın, Rabbimiz’e teslim olmanın, O’nun rızası için yaşamanın getireceği derin hazzı vermez. Ahirette ise, tüm hayatlarını dünyanın peşinde tüketmelerinin karşılığı olarak sonsuza kadar acı ve ızdırap içerisinde olacakları bir hayatla karşılaşırlar.
Oysa bir insan tamamen inançsız da olsa, öldükten sonra dirilmesi “ihtimali” bile, onu bu konuda daha akılcı düşünmeye zorlamalı ve gerçekleri görmeye yöneltmelidir. Yüce Allah Kuran’da insanları bu gerçeği görmeleri için şöyle uyarmaktadır:
“Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?” (Enam Suresi, 32)
Kalp Gözü Açık Olanlar Yüce Allah’ın Varlığına İşaret Eden Delilleri Görürler
Kuran ayetleri Allah’ın bilimi, iman edenler için farz kıldığını bildirir. Allah, iman edenlere, şahit oldukları olağanüstü yaratılış hakkında düşünmelerini, göklerin ve yerin yaratılış ilmini bilmelerini öğütlemektedir. Rabbimiz, Al-i İmran Suresi’nde şöyle buyurur:
“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.”” (Al-i İmran Suresi, 191)
Bilimsel buluşlar ve gelişmeler, Allah’ın yaratma sanatının üstünlüğünü ve olağanüstülüğünü çok mükemmel şekilde ispat etmiştir. Günümüzde bu olağanüstü ilmin farkında olan vicdan sahiplerinin, bilimde derinleştikçe Allah’ın üstün sanatı karşısında nefesleri kesilmektedir. Tek bir hücre, tek bir hücrenin içindeki muhteşem DNA veya yalnızca tek bir tane protein dahi Allah’ın yüceliğini ve kadrini görebilmek için yeterlidir. Alemlerin içinde alemler yaratan, tüm varlıkları yoktan yaratmaya kadir olan Yüce Allah, zerrelerin içinde atomları var ederek, tüm maddenin varlığı için, %99’dan fazlası boşluktan oluşan atomları sebep kılarak üstün ilmini tüm insanlığa büyük bir ihtişam içinde göstermektedir. Cenab-ı Allah, hiçlikten, yokluktan, yalnızca bir patlamayı sebep kılarak gökleri ve yerleri var etmeye kadirdir. Yüce Allah, bu üstün yaratılışı yani Big Bang mucizesini, bir ayeti ile şöyle haber vermiştir:
“Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.” (Zariyat Suresi, 47)
Yüce Allah, Kendi benzersiz sanatının, yarattığı varlıklardaki ihtişamın anlaşılabilmesi ve görülebilmesi için bilimi Müslümanlar için gerekli kılmıştır. Kuran ilmi ile birlikte bilimde derinleşenler de Yüce Allah’ın üstün ilmine şahit olduklarından, imanda da derinleşmektedirler. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
“(Bunlar,) ‘İçten Allah’a yönelen’ her kul için ‘hikmetle bakan bir iç göz’ ve bir zikirdir.” (Kaf Suresi, 8)
Müminler, bilimsel gerçekleri anlayıp gördükçe, Allah’ın hayranlık uyandırıcı sanatını inceleyerek imanlarını güçlendirdikleri gibi, Allah’a karşı sözde delillerle iftira düzenleyenlerin tuzaklarını da bilimle, ilimle ortadan kaldırma imkanına da sahip olurlar. Allah’ın muhteşem yaratışını inkar etmeye çalışarak kendilerine tesadüfleri, doğayı, maddeyi sahte ilah edinenler, Rabbimiz’in sanatını sergilediği bilimle yenilgiye uğratılmakta, sahte iddiaları bu yolla yerle bir edilmektedir.
www.Allahayonelmek.com
Kalp Gözü Açık Olanlar Allah’ın Herşeyi Hayır ve Hikmetle Yarattığını Bilirler
Yüce Allah her şeyi bir kader ile yaratmıştır ve yarattığı kader kusursuzdur. Yaşanan her olay, şahit olunan her durum ve her detay bir hayır ve hikmetle yaratılır. Bu hayrı ve hikmeti görebilmek için ise kaderdeki tüm detayların Allah tarafından belirlenmiş olduğunu her an akılda tutmak, olaylara hikmet gözüyle bakmak ve işaretleri iyi değerlendirmek gerekir. Kalp gözü ile gören müminler hayatlarına giren insanların, etkili bir söz, vicdanını rahatsız eden bir ayrıntı veya şer gibi görünen bir olayın, neden yaşadığını ilk anda anlayamadığı onlarca hadisenin her birinin Allah’ın kaderde yarattığı incelikler olduğunu bilirler. Bunlardaki hayırları görebilmek için vicdanlarının sesini dinler ve Kuran ahlakına göre düşünüp hareket ederler. Tüm bu olaylar karşısında göstermeleri gereken güzel tavır ise ayette şöyle bildirilir:
“De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.”” (Tevbe Suresi, 51)
www.herseydehayirgormek.com
O’dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır). (Mümin Suresi, 67)
Sayın Adnan Oktar kalp gözünün kapalı olmasından Allah’a sığınmak gerektiğini anlatıyor
ADNAN OKTAR: Allah bizi, mesela beni zorlamıyor Müslüman olmak için. Ben kendi gönlümle Müslüman oluyorum. Kafirlere de sordum ben, dinsizlere “seni şu an zorlayan bir güç hissediyor musun” dedim. “Yok, öyle bir şey hissetmiyorum” dediler. O zaman adalet tam işte. Allah’ın sırrını tam olarak anlayamazsın inşaAllah ama şunu söyleyebilirim: Allah sonsuz akıldır. Sonsuz vicdandır. Merhameti bize öğreten O’dur. Şefkati, acıma hissini, affı öğreten bize O’ dur.
Fakat bakın burada önemli bir husus var. Allah: “…Onların gözleri var görmez” diyor. Cehennem ehli “… Kulakları duymaz” diyor. Yalnız zannediyorlar ki bu teşbih. Muhkem ayet. “…Kalp gözleri kördür” diyor. “Şuurları da kapalıdır” diyor. “ …Onları sen diri zannedersin. Onlar ölüdürler” diyor. Anlayan için bu yeterli. Yani orada bir sır var. Böyle olmaktan Allah’a sığınmak lazım, bu hale gelmekten.(15 Şubat 2012, A9 TV)
Devam >>
Türk-İslam Birliği
‘Avucumda Bir Kalp Atıyor’
Türkiye’de kalp nakli yapan ilk kadın cerrah Doç. Dr. Serap Aykut Aka ölümle yaşam arasında gidip gelen bir çizgide çalışırken, ellerinde ilahi bir gücün varlığını hissettiğini söylüyor. “Çünkü avucunuzun içinde atan bir kalbi hissetmek çok farklı, çok güzel bir olay. Her gün, elime aldığım her kalp bana çok büyük ilahi duygular hissettirir” diyen Dr. Aka yine kalp cerrahisine vurgu yapıyor:
“Bu duyguyu bütün doktorlar hissedebilir ama cerrahlar, özellikle de kalp cerrahları daha yoğun şekilde hisseder. Sizin arkanızda görülmeyen bir el var. Yani hasta üzerinde yapılan işlemleri sizin ellerinizin becerisi neticelendiriyor. Ama size aslında bu imkânı veren, hastanın da hayatta kalmasına fırsat tanıyan bir ilahi güç, bir Tanrı varlığına, kalp cerrahları daha çok inanırlar. Çünkü bunu çok iyi hissederler. Yetiştirdiğim arkadaşlarıma hep şunu öğütlerim: Hiçbir şekilde ellerinize hayran olmayın. ‘Ben ameliyatı çok güzel yapıyorum, benim ellerim çok iyi, bu konuda çok usta’ demeyin. Çünkü buna fırsat veren Allah’tır. Sen bu nedenle böbürlenemezsin, zaten ‘ben’ diye bir şey yoktur. Hepimiz bu döngünün içindeki varlıklarız. Bunun arkasında size bu fırsatı verenin, İlahi gücün varlığını bilmek lazım. Çünkü doktorlar bu şekilde övünmeye kalkarlarsa bir süre sonra hastalarını kaybetmeye başlayabilirler.”
www.ntvmsnbc.com
Çin’de Kuran Müzesi
Çinli Müslümanların yoğun olarak yaşadığı ülkenin kuzeybatısındaki Gansu eyaletinde el yazması Kuran-ı Kerim müzesi kuruluyor. Müzenin en kıymetli eseri 9. ve 11. yüzyıllarda yazılan deri kaplamalı el yazma bir Kuran-ı Kerim olacak. 2009 yılında Gansu’ya bağlı Dongxiang özerk ilçesinde ortaya çıkarılan el yazması Kuran-ı Kerim’in bundan böyle müzede saklanacağı bildirildi.
Çin Uluslararası Radyosu’nun haberine göre, kapağı sığır derisinden yapılmış Kuran-ı Kerim’in yazıldığı tarih ve kim tarafından yazıldığını tespit etmek için Gansu tarihî eserler komitesi özel olarak toplandı. Çin, İngiliz ve Japon uzmanların katılımıyla yapılan toplantıda, adı geçen Kuran-ı Kerim’in 9. ile 11. yüzyıl arasında yazılmış olduğu kesinleşti. Habere göre, yerel hükümet, el yazması Kuran-ı Kerim’i daha iyi korumak için Dongxiang Özerk İlçesi’nde özel bir müze kurulmasını kararlaştırdı. Kur’ân-ı Kerim’in muhafaza edilmesi için kurulacak müzenin inşasına gelecek ay başlanılacak ve müze yıl sonunda ziyarete açılacak. Çağdaş sergileme tekniği ile tasarlanan müze, kapsamlı bir güvenlik sistemiyle korunacak.
www.yeniasya.com.tr
www.guncelhaber.org
Brüksel'de Selimiye Camisi'nin temeli atıldı
Belçika'da Avrupa Birliği binaları dahil olmak üzere yüzlerce büyük projede imzası olan ünlü Türk mimar Şefik Birkiye'nin tasarladığı 750 kişi kapasiteli cami, Saint-Josse belediyesi sınırları içinde 2700 metrekarelik alana inşa edilecek.
Camiye ilk tuğlasını Birkiye ve Brüksel bölge hükümeti Devlet Bakanı Emir Kır'la birlikte koyan Saint Josse Belediye Başkanı Jean Demannez, törende yaptığı konuşmada, ibadet yerlerine ruhsat verirken öncelikle güvenlik kriterlerini karşılaması, şehrin dokusuyla uyumlu olması gibi konuları ve bölge halkının taleplerini dikkate aldıklarını belirterek, Selimiye Camisi'nin bu açıdan örnek bir proje olduğunu vurguladı.
Temel atma törenine Brüksel Bölge Milletvekili Mahinur Özdemir, Belçika İslam Kültür Merkezleri Birliği Başkanı Davut Çınar, Selimiye Camisi proje sorumlusu Mehmet Kart, Brüksel Konsolos Muavini Ali İhsan İzbul ve yüzlerce vatandaş katıldı.
4 milyon avroluk yatırımla 2 yılda tamamlanması planlanan kubbeli ve minareli 5 katlı camide ibadet yanında eğitim ve sosyal faaliyetler de yapılabilecek.
www.zaman.com.tr
'O sadece size değil, İslam alemine ait bir şahsiyet'
Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk olan İzzetbegoviç'i AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kemal Öztürk, Anadolu Ajansı'nın kapısında karşıladı.
AA Editör Masası'na konuk olan İzzetbegoviç'e, yurt dışı ve Türkiye'den AA editörleri ve temsilcileri soru sorma imkanı buldular.
Saraybosna temsilcisinin Türkiye'deki ziyareti ile ilgili neler söyleyebileceğini sorması üzerine İzzetbegoviç, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile bir araya geldiğini söyledi.
İzzetbegoviç, "Yarın da çok heyecanlı bir buluşmamız olacak. Sayın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ile İstanbul'da inşaAllah buluşacağız ve görüşeceğiz. Gördüğünüz gibi 'Başbakanınız' demedim, 'Başbakanımız' dedim. Çünkü o sadece size değil, bütün İslam alemine ait bir şahsiyet" diye konuştu.
yenisafak.com.tr
Devam >>
Evrim Teorisinin Çöküşü
-
Neandertallerin zeka ve kültür düzeyi gelişmiş bir insan ırkı olduğunu kanıtlayan özellikleri nelerdir?
-
Fiziksel özellikleri Neandertallerin tam bir insan ırkı olduğunu nasıl kanıtlar?
Neandertaller (Homo neanderthalensis) bundan 100 bin yıl önce Avrupa’da aniden ortaya çıkmış ve yaklaşık 35 bin yıl önce de yine hızlı ve sessiz bir biçimde yok olmuş -ya da diğer ırklarla karışarak asimile olmuş- insanlardır. Günümüz insanından tek farkları, iskeletlerinin biraz daha güçlü ve kafatası ortalamalarının biraz daha yüksek olmasıdır.
Devam >>
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
Kalpleri kin ve nefret duygularıyla dolu olan insanlar, tam anlamıyla bunu terk etmedikçe yaşadıkları mutsuz hayattan, gizliden gizliye çektikleri azaplardan kurtulamazlar. Üstelik Allah’ın beğenmediği bu ahlakı sürdürmekte direnen ve gerçek imanı yaşamaya yanaşmayan insanlar, ahirette de bu mutsuz hayatlarına devam ederler. Çünkü dünyadayken sevgiyi, merhameti, şefkati, samimiyeti yaşamayan, tevazuyu, teslimiyeti bilmeyen, dik başlılığı, isyanı ve ikiyüzlülüğü ilke edinen kişiler, ahirette bu ahlaklarına uygun bir karşılık alırlar.
Kindar ve Nefret Dolu Olan İnsanlar Durmaksızın Savaştan ve Kan Dökmeden Söz Ederler. Bunlar, Cehennemde de Sürekli Olarak Birbirleriyle Tartışacak ve Çekişeceklerdir
Dünyada sürekli kavga, zulüm ve savaştan söz edenler, ahirette aynı karşılığı alabileceklerini düşünmelidirler. Ahirette de aynı şekilde kendilerini sonsuza dek azap içerisinde tartışırken bulabileceklerini, güvensiz bir ortamda yaşayabileceklerini unutmamalıdırlar. Dünyada bu sevgisiz, merhametsiz ahlakın kendilerine yaşattığı azabın, ahirette sonsuz bir azaba dönüşebileceğini bilmelidirler. Bu ahlak bu kimselerin dünya hayatında kimseyle dost olamamalarına, sevilmemelerine, bu nimetlerden mahrum kalmalarına ve cehennem azabını yaşamalarına neden olur.
Allah dilerse aynı huzursuz ortamı bu kimseler için sonsuza dek yaratabilir. Zira Kuran’da cehennem ehlinin de sürekli olarak birbirleriyle tartışma halinde oldukları, ateşin acısının yanı sıra bir de bu huzursuz ortamın getirdiği manevi azabı da tattıkları bildirilmektedir:
“Bu, cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.” (Sad Suresi, 64)
“Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: “Andolsun Allah’a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,”” (Şuara Suresi, 96-97)
www.olumkiyametcehennem.net
Kin ve Nefret Nedeniyle Dünya Hayatında Bedbaht ve Mutsuz Olanlar, Cehennemde de Mutsuz ve Bedbaht Olurlar
Kin ve nefret duyguları ile yaşayan insanlar sevgiden mahrum oldukları için dünya hayatını sürekli mutsuzluk içerisinde yaşarlar. Dünyada mutsuzluğu olağan karşılayan bu insanların mutsuzluğun ve bedbahtlığın, cehenneme ait özellikler olduğunu bilmeleri gerekir. Allah bu gerçeği şu ayetlerle bildirmektedir:
“Artık sizi, ‘alevleri kabardıkça kabaran’ bir ateşle uyardım. Ona, ancak en bedbaht olandan başkası yollanmaz; Ki o, yalanlamış ve yüz çevirmişti. Sakınan ise, ondan uzak tutulacaktır.” (Leyl Suresi, 14-17)
Kin ve Nefret Dolu Olan İnsanlar Dünya Hayatında Ümitsiz ve Korkulu Bir Hayat Yaşarlar. Bu Kimseler, Ahirette de Sonsuza Kadar Kurtuluştan Ümit Keserler
Allah’ın sonsuz gücünü, rahmetini, kullarına olan sevgisini, bağışlayıcılığını gereği gibi takdir edemeyen insanlar karşılarına çıkan en küçük bir zorlukta dahi hemen ümitsizliğe kapılabilir ve Allah’ın rahmetinden umutlarını kesebilirler. Oysaki “...Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez.” (Yusuf Suresi, 87) ayetiyle Allah bunun inkar edenlere has bir özellik olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle Kuran’ın bu hükmünü bildikleri halde, ahlaklarındaki bu önemli eksiği gidermeye yanaşmayan insanlar, sonsuza kadar bu sıkıntı içerisinde kalmaktan, ahirette gerçekten ümitsiz bir duruma düşmekten çekinmelidirler. Allah, Kuran’da cehennemdeki insanların ümitsizliklerini şöyle bildirir:
“Onlardan (azab) hafifletilmeyecek ve orada onlar umutlarını kaybetmiş kimselerdir.” (Zuhruf Suresi 75)
“Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar umutsuzca yıkılırlar.” (Rum Suresi, 12)
Kin ve Nefret İçinde Yaşayanların Kalplerini Yakan Ateş Hiç Sönmez
Cehennemde dışarıda bir ateş ve alev olmadığı halde, insanları içten yakan bir ateş çeşidi vardır. Bu dünyada da Allah’tan korkmayan, kin ve nefret duygularına sahip, insanları sevmeyen, moralsiz, neşesiz olan bu insanlar, her şeyden çekinerek, her şeyden tereddüt ederek, her şeyden şüphe ederek, tartışarak, sürekli gerilim ve tahammül edilmez bir sıkıntı içinde yaşarlar. İşte bu; cehennem ateşinin içten yakmasının bir tezahürü ve çeşididir. Dünyada bu insanları içten yakan bu ateş cehennemde daha da şiddetli devam edecektir. İnsanlar kalplerine tırmanan ve kendilerini içten yakan bu ateşten müthiş derecede sıkılacak ve rahatsız olacaklardır. Nitekim Kuran’da cehennem azabının bu manevi yönü dikkat çekici bir şekilde vurgulanarak, “kalpleri yakan bir ateş”e şöyle dikkat çekilmiştir:
“Hutame”nin ne olduğunu sana bildiren nedir? Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir. Ki o, yüreklerin üstüne tırmanıp çıkar. O, onların üzerine kilitlenecektir; (Kendileri de) Dikilip-yükseltilmiş sütunlarda (bağlanacaklardır).” (Hümeze Suresi, 5-9)
www.cehennemazabi.com
Kin ve nefret duygusuna sahip olan insanların ruhunda sürekli üzüntüyü arayan şeytani özellik vardır. Bu insanlar sevgiyi, şefkati, merhameti, neşeyi, mutluluğu aramaz, ağırlık, bitkinlik ve üzüntüyü arar. Her şeyin içinde bir üzüntü kaynağı bulmaya çalışır. Oysa bir insanın her zaman hayır, güzellik, rahmet araması gerekir. Müslüman her şeyde bir hayır ve güzellik aradığı için dünyası cennet gibi olur. Ama Allah’a inanmayanlar da hep hüzün ve azap aradıkları için dünyaları cehennem gibi olur.
Sayın Adnan Oktar Cehennemde Herkesin Yaptığının Tam Karşılığını Göreceğini Anlatıyor:
ADNAN OKTAR: Cehennem tabaka tabaka biliyorsunuz, değişiktir. Mesela çok şiddetli zulüm yapanlara, çok şiddetli karşılık vardır. Mesela az zulüm yapmıştır fakat imansızdır, onlar daha sakin hayat yaşıyorlar cehennemde, yani aynı olmuyor. Çünkü Allah “misli ile karşılık vereceğiz” diyor. Mesela bir adamı yaktıysa, yakarak öldürdüyse, o da yakılıyor. Mesela haşlayarak öldürdüyse, o da haşlanıyor orada.
Sunucu 2: Tam bir adalet sistemi yani.
Adnan Oktar: Tabii. Mesela Müslümanları zincire vurduysa, o da orada zincire vuruluyor. Yani tam karşılığını almış oluyor. İnşaAllah.
Sunucu 1: Cennette peki Hocam?
Adnan Oktar: Cennette 10 misli, kat kat fazlası. Cehennemde tam misli. Cennette kat kat fazlası oluyor. Zaten cennete giden herkes mutludur. Ama herkes kendi aklına, kendi gücüne göre oradan istifade edecek. Yani herkesin sevgiyi, şefkati, zevki alma gücü aynı olmaz.
Sunucu 1: Yine ameline göre değil mi?
Adnan Oktar: Tabii. Mesela bir manzara oluyor, bu imanlı bir insanı çok çok etkiler. Ameline göre tabii, Allah’a yakınlığına, takvasına, samimiyetine göre. Kimine de çok şiddetli etki yapar ama dıştan anlayamazsın. Bazen de anlaşılır ama az zevk alan da çok zevk alıyormuş gibi kendini gösterebilir. Mesela çiçeğe bakar, derin derin iç geçirir, ‘hakikaten ne kadar etkileniyor’ dersin, halbuki hiç etkilenmiyordur, yani poz yapar. Ama kimi insan da sezdirmez ama çok şiddetli, derinden zevk alır. Anlayamazsın zevk aldığını ama içinde şiddetli zevk alır.
Cennette de, orada bütün müminler kendilerinin aynı zevki aldıklarını zannedecekler. O Allah’ın adaletidir, bilmezler. Halbuki ayrı ayrı zevk alacaklar, yani takvasına ve derecesine göre ayrı ayrı zevk alacaklar. Fakat insanların en hoşuna giden, yani Müslümanların aklını en çok açan hatta coşturan diyeyim; İslam’ın dünyaya hakimiyetidir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışıdır ve Mesih (a.s.)’ın çıkışıdır, yani Mesih (a.s.)’ın görünmesidir, insanlarla bire bir konuşmasıdır. Çünkü Mesih (a.s.)’ı gördüklerinde, ahireti de çok iyi kavramış olacaklar.
Bakın 2000 yıl önce bir insan yok oluyor, Allah Katına alınıyor, yani insanlar göremiyorlar, Allah Katına alınıyor. Fakat 2000 sene sonra aynı insan, kaldığı yerden devam ediyor. Ahiret inancı ve yaratılış açısından insanlar için, çok kesin, net, somut bir delildir bu, kavrayabilmeleri için, inşaAllah. (25 Mart 2010, Kahramanmaraş Aksu TV)
www.Allahateslimolmak.com
Sayın Adnan Oktar, Kin ve Nefret Ahlakında Olanların Cehennemi Dünyada Yaşamaya Başladığını Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Bakın, internette çok fazla sayıda sayfa var, hepsi nefret üstüne, hep savaş, kavga, kepazelik üstüne. Kardeşim, gece gündüz sevgiyi savunun, muhabbeti savunun. Cennet sevgi yeridir, iki günlük ömrünüz var ölüp gideceksiniz, Allah’ın huzuruna gideceksiniz. Allah, “70 arşınlık zincirden” bahsediyor küfür için. Demek ki onlar cehennemde en fazla 70 arşın gidebilecekler. Yani cehennemde de öyle istediğin yere gitmek yok, en fazla gidebilen 70 arşındır, o zincirin boyu kadar, o kadar sıkıcı bir ortamdır, o kadar azap yurdudur. Bunları bile bile, yani böyle bir durumu bile bile daha hala küfrü, nefreti, öfkeyi körüklemek çok yanlış. Israrla sevginin, muhabbetin, kardeşliğin üstünde dursunlar. Cennet sevgi yurdudur, muhabbet yurdudur.
Dünyadaki ömrü kısacaktır herkesin. Allah bizden sevgiyi istiyor, ne yapacaksın nefreti, kini? Sürekli asma, kesme, kan, irin. Allah; “onlara kan ve irin içireceğim” diyor, Kuran’da. Çünkü sürekli kan istiyor bunlar. Şii’yi kesmek istiyor, Alevi’yi kesmek istiyor, Bektaşi’yi kesmek istiyor, Vahabi’yi kesmek istiyor, Yahudi’yi, Hristiyan’ı kesmek istiyor. Adam sürekli kan istiyor.
Allah, “madem kan istiyorsun” diyor, Allahualem, yani onun gibi olmuş oluyor, yani madem bu kadar kan istiyor, Allah da ona kan içiriyor ahirette, “kan ve irin içireceğim” diyor Allah, “içkileri budur” diye bildiriyor yani cezası bu olmuş oluyor, yaptıklarının karşılığı. (2 Şubat 2012, A9 Tv)
Devam >>
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
-
Şeytan Müslümanları pasifleştirmek için hangi yöntemleri kullanır?
-
Şeytanın emrine girmiş olan pasif kişilere karşı Müslümanların tutumu nasıl olmalıdır?
“Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: “Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım” der.” (Nisa Suresi, 72)
Pasif kelimesinin sözlük anlamı, “bir şeye karşı tepki göstermeyen, etkinliği olmayan, durgun, çekingen”dir. “Pasif bir insan” dediğimizde yapı olarak şevksiz, çevresindeki olaylarla ilgisiz, insanların sıkıntıları ve sorunları ile ilgilenmeyen, etrafındaki aksaklıklara çözüm arayışı içinde olmayan, kendi içine kapalı, küçük dünyasında yaşayan bir insan modeli akla gelmektedir. Müslümanlar arasında bulunan bazı insanlar da iman edenlerin imani şevk ve heyecanlarına uymayan bu pasif hal içinde olabilirler. Bu nedenle Müslümanlar için bu ahlakı tanımak büyük önem taşımaktadır.
Pasifizm; şeytanın Müslümanlar arasında geliştirmeye çalıştığı bir sistemdir. Şeytan Müslümanlara kendi menfaatlerini ve rahatlarını, dinin menfaatinden ve Müslümanlardan önde tutmalarını gizliden gizliye mesaj olarak verir. Bu mesajı Müslümanlar arasında yaygınlaştırmak için zayıf imanlı kişileri seçer ve onların karakterlerini ve zihniyetlerini çok iyi tahlil eder. Şeytanın etkisine giren pasifist kişilerin tutumları şöyle özetlenebilir:
İnkarcı İdeolojilere Karşı Yürütülen Fikri Mücadeleden Olabildiğince Kaçarlar
Pasifist zihniyete sahip olan kişiler, diğer müminleri de fikri mücadele içinde olmaktan alıkoyarlar. Bu kişiler hem tavırlarıyla hem de konuşmalarıyla, fikri mücadelenin önemini hafifletmeye, müminlerin dikkatini başka yerlere yoğunlaştırmaya gayret ederler. Fikri mücadelenin içinde yer almaktansa, geride kalmayı tercih ederler. Kendilerince şevk ve heyecanın, Allah yolunda çaba sarf etmenin kendilerini kayba uğratacağını iddia ederek, gizliden gizliye mesaj verirler. Oysa iman edenlerin, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, din ahlakından uzak kimselerin fikir sistemlerine karşı; onları doğru yola davet etmek, savundukları sapkın ideolojileri fikren mağlup etmek için yürüttükleri mücadele, tarihi bir mücadeledir.
Allah’ın varlığına ve birliğine iman eden, ahirette hesaba çekileceğinin bilincinde olan, Allah’ın emirlerini bilen müminlerin, insanların ezilmelerine ve acı çekmlerine sebep olan Darwinist ideolojilere karşı fikri mücadele yürütmesi ve İslam birliğinin kurulması için çaba sarf etmesi çok büyük bir sorumluluktur. Allah bu gerçeği bir ayette şöyle emreder:
“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)
www.seytaninsistemi.com
Sapkın Bir Din Anlayışını Yaymak İsterler
Müminlerin arasında onları pasifizme sürüklemeye çalışan kişilerin, aslında gerçek Kuran ahlakından tamamen uzak, son derece çarpık bir din anlayışları vardır. Bu anlayışlarının en belirgin özelliklerinden biri ise, dinin bir kısmını yaşayıp bir kısmını yaşamamaları, aslında, “İnsanlardan kimi, Allah’a bir ucu ile ibadet eder...” (Hac Suresi, 11) ayetinde buyrulduğu gibi, tam anlamı ile iman etmemeleri ve din ahlakının içine birtakım hurafeler katarak yobaz düşünce anlayışını yaymaya çalışmalrıdır. Bu yöntem ile gerçek anlamda dinin tüm hükümlerini yaşatmazlar ve ilave ettikleri hurafeler ile insanları din ahlakından uzaklaştırmayı hedeflerler. Ayette bu kişilerin durumuna karşı Allah kullarını şöyle uyarmıştır:
“Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın va’di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır Suresi, 5)
Samimi Müslümanların ise hayatlarının her anı Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibidir. Yeme ve içmelerinden temizlik anlayışlarına, sevgi ve saygılarından vefalarına, fedakarlıklarına kadar yüzlerce mümin özelliğinin birarada bulunması ile kazanılan ortak bir ahlak yapıları ve yaşam tarzları vardır. Gerçek bir dindar, zaman zaman çeşitli hataları olsa da, bu özelliklerin tamamını -hiçbirinden taviz vermeksizin- yaşama gayretinde olur.
Pasifizmi Müslümanlar arasında yaymaya çalışan bu kişiler herşeyi taklidi olarak yapar ve Müslüman topluluğu arasında dikkat çekmemek amaçlı bir hayat sürerler. Allah’a ve elçiye kayıtsız şartsız itaat, tevazu, samimiyet, Allah’a ve müminlere derin bir sevgi ve saygı, sadakat, vefa, fedakarlık, ince düşünce gibi güzel ahlak özelliklerini bu kişilerde görmek oldukça zordur. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“(Sözde) Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.” (Bakara Suresi, 9)
www.munafikkarakteri.com
Pasifizm Hastalığı Nasıl Teşhis Edilebilir?
Pasif kişiler, Müslümanların yaşadığı yüksek iman heyecanını içlerinde yaşamaz, onların mutluluk ve huzurundan uzak, soğuk ve donuk bir hayat sürerler.
Kuran ahlakını yaşama isteğinde olmadıkları gibi, din ahlakının anlatılması konusunda da hep geride kalan, olanları uzaktan izlemekle yetinen bir görüntü sergilerler.
Ne yaşantılarında ne de iman anlayışlarında canlı, akılcı ve sağlıklı bir yaklaşımları yoktur.
Sevgi, samimiyet, dostluk, kardeşlik, sadakat, vefa, bağlılık gibi Allah’ın razı olacağını bildirdiği Müslümanların üstün ahlak özelliklerinden yoksundurlar.
Bu kişiler kasten uyguladıkları pasiflikleri, cansız, şevksiz ve donuk kişilikleriyle etraflarındaki insanlara negatif elektrik yayan, soğuk, duyarsız, son derece resmi ve yakınlık kurulması imkansız; hepsinden önemlisi de Allah korkuları olmayan, insanlardır. Allah Kuran’da, “Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: “Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım” der.” (Nisa Suresi, 72) ayetiyle Müslümanlara bu karakterdeki insanların kişiliklerini haber verir.
Müslümanların Gücünü Kırmaya Çalışırlar
Müslümanların arasında yaşayan münafık karakterli pasifist insanların ana amaçlarından biri; kendilerince dine ve Müslümanlara olabildiğince zarar vermektir. Allah’ın “...onların ‘hileli düzenleri’ size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır” (Al-i İmran Suresi, 120) ayetinin hükmü gereği, gerçekte hiçbir zaman Müslümanlara zarar veremeyecek olsalar da, her fırsatı bu amaçlarına ulaşmak için kullanırlar.
Sürekli hayır ve fayda getirecek işlerde bulunmak müminlerin önemli özelliklerindendir. Müminler bir işleri bittikten sonra hemen bir diğerine geçerek Allah’ın rızasını ve ahirette güzel bir makamı kazanma gayretinde olurlar. Onları pasifize etmeyi amaçlayan insanlar ise tam tersine, mümkün olduğunca ağır davranır, müminlere de engel olmaya çalışırlar. Bu şekilde onlara zarar verebileceklerini, en azından yapılacak faydalı işleri geciktirebileceklerini düşünürler. Oysa Kuran ahlakında iman eden bir insan için yaptığı işin içeriği değil, Allah rızası önemlidir.
Müminlerin Vakitlerini Alıp Onları Yavaşlatmayı Amaçlarlar
Amaçları müminleri pasifize etmek olan kişiler; Müslümanlar arasında ağır bir yapı meydana getirmek için onların vakitlerini almak, yapılacak hayır işlerini mümkün olduğunca geciktirmeye çalışmak ve kalbinde hastalık olan diğer kişilere de olumsuz bir örnek oluşturmak için çeşitli yöntemler uygularlar:
-
Tüm güçlerini ve dikkatlerini İslam’ın hayrı, Müslümanların faydası için toplayan müminlerin karşısına, çoğu suni olarak oluşturulmuş şahsi sorunları ile çıkarlar.
-
Ahlaki bozuklukları, Kuran’a aykırı tavırları, yaptıkları işlerdeki özensizlikleri ile iman edenlerin dikkatlerini çekerler.
-
Çok kolaylıkla anlayabilecekleri konuları anlamazlıktan gelir, duydukları bir sözü duymamış gibi davranırlar.
-
Hemen yapılıp bitirilmesi gereken bir işi olmadık detaylara girerek geciktirirler.
-
İşleri ağırdan alırlar.
-
Cansız ve şevksiz olmaları ile Müslümanların önüne engel çıkartmaya ve onların hızlarını kesmeye gayret ederler.
-
Hemen yapılması gereken bir işi çeşitli bahaneler uydurarak erteler, yapılmaması gereken bir şeyi ise yaparlar.
-
Cevabını çok iyi bildikleri halde sanki hiç bilmiyormuş gibi tekrar tekrar aynı soruyu sorar, kendilerinden istenilen işi defalarca tarif ettirirler.
Bu kişiler Müslümanların işlerine engel olmayı amaçlayıp zorluk çıkarırlarken, bir yandan da mümin topluluğu içindeki diğer kişilerin de kendileri gibi davranmalarını isterler. Onları da rehavete sürüklemeyi amaçlarlar. Böylece hem kendilerinin hem de mümkün olduğunca çok kişinin ağır davranmasını planlarlar. Onların gevşek tavırlarından güç alan zayıf karakterli bazı kişiler de işleri ağırdan almaya, zorluk çıkartmaya, müminleri kendileri ile uğraştırmaya niyet edebilirler. Bu gibi kişiler de olayları Kuran ahlakıyla değerlendirmedikleri için, Müslümanları pasifize etmeye çalışanların yaptıkları olumsuz tavırları hatalı bulmaz, aksine onlar gibi davranmanın daha mantıklı olduğunu zannedebilirler.
Oysa şeytanın etkisiyle pasifize olmuş kişilerin ve onlardan etkilenenlerin kararları ve bu yöndeki çabaları zannettikleri gibi dine verilmiş bir zarar değil, aksine çok hayırlı bir durumdur. Bu kişilerin varlığı ve faaliyetleri hem samimi müminlerin daha çok şevklenmelerine, hem de yaptıkları işlerde daha azimli ve böylece daha başarılı olmalarına aracı olur. Kuran’da bildirildiği gibi, doğru yola uyanlara, sapanların zarar vermesi mümkün değildir. Ayette şöyle buyrulur:
“Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Maide Suresi, 105)
SONUÇ: “... Hiç şüphesiz şeytanın hileli gücü pek zayıftır” (Nisa Suresi, 76)
Müslümanların şevkini kırmayı hedefleyen, özellikle ağır davranarak dinin lehindeki çalışmalara güç kaybettirmek isteyen kişiler bu amaçlarına hiçbir zaman ulaşamazlar. Evren ve içindeki tüm varlıklar, Allah’ın belirlediği kadere göre yaşarlar. Denizin dibindeki tek bir kum tanesinden, bir meteorun uzaydaki yeri ve hareket hızına kadar irili ufaklı herşeyin geçmişi, şimdiki hali ve geleceği önceden tespit edilmiş bir kader iledir. Dolayısıyla şeytanın söz konusu insanları kullanarak yaptığı planlar ve bu planları uygulamak için izlediği sinsi yöntemler Rabbimiz’in bilgisi dahilindedir ve Rabbimiz, “inkar edenlere müminler aleyhinde asla yol vermeyeceğini” vaat etmiştir. Bu insanların, Müslümanları zor duruma düşürmeleri de, Allah’ın izniyle, söz konusu olamaz. Rabbimiz’in vaadinin bir gereği olarak, Kuran ahlakı yaygınlaşacak ve yeryüzüne bu ahlakın gereği olan barış, huzur ve güvenlik hakim olacaktır. Müslümanları sinsice kurdukları planlar ile pasifize etmeye çalışan şeytan ve taraftarları ise bekledikleri sonuca Allah’ın izniyle asla ulaşamazlar.
Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde Allah’ın kötü niyetlerine karşılık olarak bu insanları zarara uğratacağını şöyle bildirir:
“KİM MÜ’MİNE ZARAR VERİRSE ALLAH DA ONU ZARARA UĞRATIR. KİM DE MÜ’MİNE MEŞAKKAT VERİRSE, ALLAH DA ONA MEŞAKKAT VERİR.” (Tirmizi, Birr 27-1941)
www.munafikliklamucadele.com
Pasifist İnsanlar Boş Bir Aldanış İçindedirler
Yüce Allah bir ayetinde “... kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.” (Rum Suresi, 60) şeklinde buyurmuştur. Müslümanlar bu nedenle her türlü gevşeklik ve şevksizlikten ve bu görünümü verecek tavırlardan kaçınmalı, bu çirkin tavırları teşvik eden insanları da uyarmalıdırlar. Çünkü Allah, Kuran ayetlerinin yaşanmasını engelleme konusunda çaba harcayan insanların uğrayacağı sonu bize şöyle haber vermiştir:
“Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çaba harcayanlar; işte onlar da azabın içine getirilmişlerdir.” (Sebe Suresi, 38)
Devam >>
Diğer İnanç ve Felsefelere Bakış
Bir kısım Marksistler inkar etseler de şiddet, anarşi ve terör Marksizmin değişmez yöntemleridir.
-
Sovyet Rusya’nın kuruluş aşamalarında Lenin’in milyonlarca insanı öldürttüğü,
-
Yakın geçmişte Mao’nun Kızıl Çin’de muhaliflerini “100 Çiçek Açsın” kampanyası ile kıyıma tabi tuttuğu,
-
Stalin’in yaptığı katliamlarla tarihe geçtiği,
-
Kamboçya’nın Marksist lideri Pol Pot’un 9 milyonluk ülkenin 3 milyonunu katlederek Hitler’i bile geride bıraktığı tarihin bilinen gerçekleridir.
-
Kanlı komünist ideolojinin kökeni nedir?
-
Nasıl olmuştur da bu kadar kanlı ve acımasız bir dünya görüşü, dünyanın dört bir yanında taraftar bulmuş, devrimlerle iktidara gelmiş, milyonları ardından sürüklemiştir?
www.deccaliyetintahribatlari.com
Komünizm, geçtiğimiz 20. yüzyıla damgasını vurmuş bir ideolojidir. Ama bu damga, sadece baskı, zulüm, kan ve gözyaşı doludur. Tarihçilerin hesaplamalarına göre, sadece bu ideoloji nedeniyle 20. yüzyıl boyunca 120 milyon insan öldürülmüştür. Bunlar, bir savaş sırasında cephede ölen askerler değil, komünist devletlerin kendi halklarının içinden öldürdükleri sivillerdir. 120 milyon erkek, kadın, yaşlı, küçük çocuk, bebek, sadece “komünizm” denen bu soğuk, katı, sert ve vahşi ideoloji nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Dahası, komünist rejimler tarafından temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan, göçe zorlanan, sistemli olarak kıtlıkla yüz yüze getirilen, hapsedilen, çalışma kamplarında köle olarak kullanılan on milyonlarca insan vardır. Milyonlarca insan da komünist gerilla gruplarının, terör örgütlerinin kurşunlarına hedef olmuş veya hedef olma korkusu altında yaşamıştır.
Devam >>